içindeki yetim.

– Nasılsın?

– Kalbinde bir yetimin başı var. Onu kime okşatıyorsun?

Bak. Hepimizin kalbinde gizli olduğunu düşünüyorum: yetim bir çocuğun başı. Anne babamız hayatta olsa dahi, çok yaralandığımız ve yaramızı kimselerle paylaşamadığımız zamanlar o içimizdeki yetim başını uzatır bize.. Napıyoruz o an? Budur mesele. Ve ona olan davranışımızdır belki de, gidişatımızı belirleyen..

Werbeanzeigen

kuş gönlü gibi mi?

– Nasılsın?

– içimde yürümeyi bekleyen dağları hangi komut nasıl sustursun? Hangi emir durdursun?

Kuşun gönlünü gözeten bir Allah var. Allah zannımıza göreyse, benim zannım bu işte: Yeryüzünün tüm masum kuşları O’na emanet. O (c.c.) ise emanete en güzel sahip çıkan. O halde: asayiş berkemal.

Nasıl mıyım? Yorgunum (yalan yok), ama dargın değilim. Hamd.

m. amca

Çıkmaz sokakları güzel kılan bir şey var aslında: çıkış tek yönlü. Geldiğin gibi döneceksin, bu kadar basit. (dile kolay). Verdiğin emeğe hayıflanmadan, keşkelere kederle takılıp kalmadan, kaybolan zamana üzülmeden tek şay yapılmalıdır şimdi: yürümek. sadece yürümek.

Az konuşuyorum artık. Konuştuklarımın çoğu da günü idame ettirmek için gereken cümleler: „aç mısın?“, „kimdi arayan?“, „ilacı nerede?“
genelde iki kelimeli cümleler. kısa ve öz. mümkünse yoruma kapalı. çünkü: sohbet edecek takaatim de yok. dinliyorum. çok dinliyorum. karşımdaki insanı, içimdeki sesi, kuşumun ötüşünü, rüzgarın esişini. bir konuşmanın sohbet olabilmesi için, her iki tarafın da birbirlerinin gönül tellerine dokunabilmesi gerek. benim kalbim ise çetin bir duvarın ardında. değerli olduğu için değil.. yitik olduğu için. belki biraz da kırgın.

Hatırlıyorum, ben çocukken, 7 yaşlarında falan, eski evimizdeyiz, amcamlarla beraber oturuyoruz, almancayı daha yeni yeni konuşuyorum, bir bayram günüydü, öğle saatleri, şimdi hatırlayamadığım bir nedenden dolayı annemin yatak odasına geçip ağladım. üzerimde bayram kıyafeti olarak kısakollu beyaz bir gömlek ve siyah fırfırlı diz altına kadar gelen bir etek olmalı. saçlarım muhtemelen örgülüydü. odadaki çekyata oturup (uzun yıllar yatağımdı o çekyat), dizlerimi başıma doğru çekip, ellerimi dizlerim etrafına sarıp, başımı içine gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Anlatmak istediğim asıl şey şimdi geliyor: O bayram babamın kuzeni olan bir amca yurtdışından ziyaretimize gelmişti. babamdan yaşça küçük M. amcam o an odaya gelip, güleryüzüyle, bir takım şakalar yapıp beni güldürmüştü. Beraber gülüştükten sonra, „hadi kalk!“ demesi üzerine gözyaşlarımı elimin tersiyle silip tekrar odaya geçmiştim. Dünya tekrar sevinmeye değer bir yerdi.

O gün o amcanın yaşattığı ferahlık var ya, o ferahlığı şu an çok özlüyorum…

uzlet

– Nasılsın?

– Hapsedildiğim denizde kendimi arıyorum. Yorgun ve biraz da yalnızım. Sözümü ve yüreğimi koyabileceğim yerim yok. İçime doğru bağırıyor, koşuyor ve üzülüyorum. Sonra tekrar ümitlenme. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Kimse seni benim kadar sevmiyor. Kimseler benim gibi. Peki ya beni? Tekyönlü sokakta yürümek misali.. Mekkede uyuduğum bir uyku var. Rüyasız. Bütün sarılmalar ertelenmiş durumda, kollarımız bomboş. Hayat avcısı yalancıların ortasında, uzaklardan bakan bir çift göz. Anlaşılmak tarihe karıştı. Şimdi uzlet ülkesindesin. Kalbin ne alemde?

bahçesinde.

Dünyaya bir kez daha gelecek olsam kuş doktoru olmak isterdim. Ama dünyaya bir kez daha gelmek isteyen var mı? Aklı olan istemez bence. Öyleyse bazı şeyler öbür dünyaya kalsın, böylesi daha güzel. Önden yollanan bir dua, bir mektup gibi düşünün. Cevabı muhakkak gelecektir. Yahut bizi orada bir yerlerde en güzel şekliyle bekliyor olacaktır.

Hayatın geriye bakarak anlaşılır olması da ayrı bir nimet aslında. Tabi görüş mesafenize ve taktığınız gözlüğe bağlı. Ve başınızı tekrar önünüzdeki yola çevirmek şartıyla. Görebilirsek, her şey olduğu gibi çok güzel.

Bir kalbimiz var, ufak bir sepet gibi. İçine birşeyler koyup koyup vakti gelince teker teker göçüyoruz. Sabahın erken saatlerinde kümesteki yumurtaları toplayan saçı örgülü köylü kızı gibi. İncitmeden topladığı her yumurta, velisinden aldığı takdir, ve görevini yerine getirdikten sonra tüm bunları samimiyetle unutuşu, evin önünde kendi saf dünyasında neşeyle oyuna dalışı.. İçten gelen çocuksu unutuşlar yaraları kapatır.

Kuş dedik, kümes yumurta dedik, bülbül ile konuyu toparlayalım:

Dü Çeşmimden Gitmez aşkın Hayali / Yahya Soyyiğit-Veysel Dalsaldı

doğumhane.

– Nasılsın?

– Beni kuyuya atan el kendi elimdi. Kuyudan çıkartılıp, kendimi çölün ortasında bulduktan sonra gördüm. Hayal ettiğim tüm sular içimde, bir hazine gibi saklı, biliyorum. Fakat bilmek ulaştırmıyor, çünkü bilgi dahi bazen anahtarsız.

Dünya vagonundayım. Bazı yorgun yüzlerin ardında taptaze gönüller görüyorum. Gözlerinde umut, parmakuçlarında şefkat. Bir de tazeliği kendine maske yapıp, yorgun kalbine takanlar var.. her günleri ayrı bir mücadele, kendileriyle. Onlar da sahipsiz değil, biliyorum. Allah’a emanet etmeyi öğreniyorum..

Kanadından hastalanan her kuşun içine her kanat çırpışı dert olur, tekrar tekrar. Ve vazgeçmediği için uçmaktan ve fıtratından, birikir dertler, ukde olur. Bütün güzel sözler söylendi. Bütün güzel ameller işlendi. Fakat kimse senin adına benden geçip sen olmadı. Kimse seni olduramadı. Bu senin doğumun. Ölmeden evvel gerçekleştirmemiz gereken bir şey var o halde: yüreğimiz. Sonra tüm kuyular gökyüzü.

O kuşu uçurtan bir Allah var. Uçurtmasa da uçurtan.

insansızlık

– Nasılsın?

– Dalgın, kaygılı ve ama ümitvar. Biraz insansızım galiba. Bu da bir yalnızlık çeşidi olmalı: en yakınımızdaki insanlardan dolayı insansız kalmak. Oysa insanın insana ihtiyacı var, nasıl ki solumaya okumaya muhabbete ihtiyacı varsa, o derece. Gezdiğimiz sokaklar insana ve bir amaca çıkmıyorsa yürünmesi çok zor. Biliyorum, en çok da kendi içimdeki insanı arıyorum. Allahsız olmuyor. Vallahi olmuyor..

Eskiden içimde büyüttüğüm masumane duygularım vardı. Şimdi ise yol kenarındaki ağaç bana, kalbi yabancı onca insandan daha yakın. Öyle hissediyorum.

Bir gün, Hira’ya çıkacağım gün bunu da anımsayacağım: Peygamberin (sav) yalnızlığını. Halvet ve içe dönüklüğünü…

Şimdi sabır. Çünkü çok basit: başka çarem yok.

canavarı seyrederken

Üstüne üstüne gelen dünyanın
içine içine salmak istediği korku
seni ürkütmesin.

Son nefesinde ansızın güçlenen canavarın
son darbesi gibi düşün.
Bunu da atlatırsan ölecek.

Hayat mücadeledir.
Fakat modern dünyanın bilgiç tellallarının
sayıkladığı türden değil.

Kötü ne kadar varsa, iyilik daha çok var.
Çirkin ne kadar varsa, güzel daha güçlü var.

Süleymanın asâsındaki son uykusu gibi
her şey O’nun elinde.
Sen, ben ve aramızdaki mesafe.

Bir rüyanın en akıl almaz yerinde
kendimi bulmaya koyuldum.
Sabreden kazanır.

Bir güzel gördüm bugün
dünya üstüme üstüme gelse de
ben bugün bir güzelin gözlerine baktım.