S. 3

Şivekâr buldu
Kendi arayışında bir karşılık bulunduğunu.
Ya Yusuf?
Peki Hüsnü Yusuf bulunmak istiyor muydu?

(…)

-İsmet Özel

Dinleyelim:

Ali İnsan – Deriko

masalsı yalnızlığım.

– Nasılsın?

– Biraz Alice harikalar diyarında modundayım bugün:

Bugün fantastik bir rüya gördüm, yarın reel dünyanın bitmez ihtiyaçlarını kovalayacağım. Yine. Teatral bir kamuflaj ile karışacağım dünyanın maddi olasılığına, kendi olağanüstü hikayemi kalbimin en dip köşesinde saklayarak (aramızda kalsın bu). Bakın: Dışım demode. Kafamda ve kalbimde ise kendi mucizelerimi yaşıyorum. Hayır, hiçbirini uydurmadım. Hepsi güneşin aydınlığı gibi gerçek, gülün kokusu gibi ender. Tüm dostlarıma dualarımdan ayrı ayrı kaftanlar biçtim. Ruhları bedenlerini terk edince giydireceklermiş melekler, gözyaşlarımdan biçme kaftanlarını. Şimdi içimdeki çiçekle konuşmaya gidiyorum. Gelirim yine..

Dinleyelim:

İndila – Parle à ta tête

 

 

 

kayık.

– Nasılsın?

– İçinde bulunduğum denizi çok aradım. Bulmuş (esasen bulunmuş) olmanın huzuru var göğsümde. Bir kayığın içindeyim. Beni taşıyan ve sevdiğim denize dokunmanın, içine girmenin mutluluğu da yakındır belki, kim bilir. Biz, ne kadar yorulursa yorulsun, ümit etmekten vazgeçmemeyi balıklardan ve kuşlardan öğrendik. Sevdiğim insanların kuş sevmesi hoşuma gidiyor. Her serçenin gözbebeğinde gönlümden bir parça var. Sessiz ve avukatsız yaşayan tüm varlıklara zaafım var belki de. Sahipleri sadece ve sadece Allah olduğu için. Ne çok „var“ dedim. Oysa yok, biliyor musunuz. Birşeyler müthiş bir şekilde yok olduğu için bu kayığın içindeyim. Yaşlı Adam ve Deniz. Hemingway’ın bir romanıydı, değil mi. Uzun yıllar evvel okumaya başlamış, sonunu getirememiştim. Hatırlıyorum, „Bu kitabı daha olgun bir yaşımda tekrar okumalıyım, şu an denizin adamı kuşatmasını, bunun ne anlama geldiğini bütünüyle idrak edemiyorum galiba“ düşüncesiyle, sonunu başka bir zamana saklayarak bırakmıştım kitabı. Blumenberg de denizi inceler.. Kitabımızda ise denizi ikiye yaran kişi Musa’dır. Musa’nın direnişi, Musa’nın âsası, Musa’nın imanıdır denizi mûti kılan. Çıkmaz gibi görünen denizi salihlere yol yapan. Musa’yı yahut en azından ayak izlerini görmek istiyorsam kayığımı terk etmeliyim. Ve içimdeki Firavuna içimdeki Musa ile göğüs germeliyim.. Başka yolu yok bunun. Çünkü: bir kayığın içinde, denizin ortasındayım.
„Allah’ım, Senden gelecek her hayra muhtacım!“ (bir ağacın gölgesinde).

Kayık da bir ağaçtır.

kader-lenmek.

Ülkeler çalkalanıyor. Dünya, kaderine doğru koşuyor.
Kimileri etkileniyor, kimilerinin umrunda dahi değil.
Vesaire vesaire.

Ben ise, her şeyi uzaktan ve dua ile seyrettikten sonra, „Allah var, ölüm var“ sözüne ve (daha da önemlisi) inancına sarılıp günümü bitiriyorum. Yatsıyı kılayım, uyku tutmazsa bir de film izlerim belki (muhtemelen izlemem). Hayata dair mütevazi planlarım bu.

Yarından en büyük beklentim mi? Naz yapmayıp adam gibi gelmesi. Gerisini kader halleder. Müsterih olunuz, Efendiler.

P.S.: bizim kader anlayışımız diridir, Hayy’dır, determinist değildir.

….

Dinleyelim:

Muzaffer Ozak – Kader meselesi

Muzaffer Ozak – Asr suresi manası

öteye gitmek.

Mecnun – (…)

Gökten yerden
Gün ve ay gibi
Alınyazımıza yol gösteren
Tanrı nimeti yıldızlar gibi
Bana gelir Leylâ
Leylâ’nın gözleri

Baba – Sen bu sözlerinle Leylâ’dan öteye gittin

– Sezai Karakoç

….

Dinleyelim:

1. Fikret Kızılok – Haberin Var mı

2. Fikret Kızılok – Yeter ki

3. Fikret Kızılok – Güzel ne güzel olmuşsun

4. Fikret Kızılok – Ama babacığım

5. Fikret Kızılok – Zaman zaman

 

hidden.

– Nasılsın?

– Güzel rüyalar ile acı gerçekler arasında bir yerde asılıyım. Dilimde özlem çektiklerimin isimleri titriyor. Kuşların duyabileceği tonda söylüyorum aşk nağmelerimi. Biliyorum, dünya hayatı kısa. Ve yine biliyorum, dünya hayatım bugünümden ibaret değil: Geçmişin ruh yükü ile geleceğin ümitvar vaatleri de zamana dahil. Takılmayalım dostum. Go on and on. Peki, seni mi kıracağım. (Walking along) Yeni düşüşlere hazırlanıyorum. Paylaşamadığım her şeyi yüreğimdeki sandıkta saklıyorum. Diğer insanların valizi olur, benim sandığım var, yorgun argın ve hayat ağacımdan oyma. Açıl susam açıl. Bir açılsam, bir döksem göğsümdeki yıldızlı geceyi önünüzdeki masaya, aydınlanacak tüm öyküm. (Daha da kapandı. Sandığın içine girdi.)

 

ödünç yaralarım.

– Nasılsın?

– Yüzümde eski hayatımdan kalma yara izleri var. Rafa kaldırılmış fakat büsbütün kapatılamamış bir defterin hışırtısı ile rahatsız ediliyorum. Külü sönmemiş yangının uzaklığını kim ölçebilir ki? Bugün yürüyüşe çıkmak istedim ve çıkmadım. İçime yürüdüm sonra. Karşılaştığım her içsel tepede kendimce direndim ve teslim oldum. Bir hikaye anlatmak istiyorum, sonu özgürlükle biten. İyiniyetli insanların muzaffer, kötülerin hiç yaşamamış olmayı yeğleyecek kadar pişman olduğu bir hikaye. Yunan mitolojisine taş çıkartacak kadar hazin, evliya kıssalarını taklit etmekle müşerref bir hikaye. Bugün bir rüya gördüm ve kimseye anlatmadım. Başka bir alemin sesi bu dünyaya nasıl taşınsındı ki? Şimdi susuyoruz, içimiz bir suskunlar orkestrası. Dışımız kaskatı sakin. Maruz kaldığımız sorular bütününü ödünç aldık. Üstümüze ilişen güzelliklerin bize ait olmayışı gibi, tenimizi sevilebilir kılan canın emanet oluşu gibi – her şey ödünç. Aynaya bakıyorum ve şu aralar aynı şeyi görüyorum: Yüzümde eski hayatımdan kalma yara izleri var. Ya kalbimde..?

.âh min el hayat.

vakit: akşama yarım saat kala.

giyindiğin elbiseleri
kalbim bilginden evvel ördü
bir kuşun gözüne sığdı tüm ümitlerim
sesi sesinden ince acısı acından güzel
bir gönül bildim
seni benden evvel gördü

ne varsa hem çok belirgin hem çok kaygan
hepsi yapıştı ısrarla içime
veri tabanında geçmeyen
CV’lere yazılmayan
bir kader biçti Allah.

Şimdi bekliyoruz
uçuşu ansızın belirlenen bir kuşun
son sakin hareketi gibi
bekliyorum
kalbim döndü

Dinleyelim:

Barış Manço – Bahçede hanımeli

Moğollar – Yolum Seninle

Ah’lar Ağacı

(…)

Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Kapının arkasında yokum demiştim
Ve divanın altında da.
Bulamazsınız ki artık beni,
Hayatın ortasında.
Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Beni kimse bulamazdı
Tanrı’nın arkasına saklansam.
O Kocamandı, en kocamandı o.
Bir kız çocuğunun hayalleri kadar.

(…)

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım tanrının eliydi,
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,
Çok şey geçmiş gibi başımdan
Ah dedim sonra,
Ah!

Didem Madak