iki melek ve Kadir.

Yeryüzündeki varlık sebebimiz gözümüzün ardında gizliyken, biz yine de Allah’ın nuruyla bakmamakta ısrar mı edeceğiz?

Durgunluğumu içimde kopan fırtınalara borçluyum, yelkenlerimi Allah’ın rüzgarlarına. (Ya batarsam?)

Kuşlarımın her uçuşlarında etrafa bakınıyorum ve kanatlarının altındaki melekleri hissetmeye çalışıyorum. O gövdenin havada kalışı başka şekilde açıklanamaz. Evet evet, her kuşun en az iki meleği olmalı. (Allahu alem)

Çok şey geçiyor zihnimden. Yusuf kıssasında Yusuf-Bünyamin kardeşliği, Hz. Ali’nin hicret gecesi Peygamber (s.a.v.) yatağındaki hâli ve zikri ve başka şeyler..

Bu gece Kadir gecesi olabilir. Allah ihya edenlerden kılsın.

Dinleyelim:

Muzaffer Ozak (k.s.) – Kadir gecesinden zikir

Muzaffer Ozak (k.s.) – Salavat, dua ve zikir

öyle şeyler filmlerde olur.

Saat: gece.

Bugün iftar yemeğini hazırlarken uzun zamandan beri film ve dizi izlemediğimi farkettim ve „Sahi, insanlar neden film izler ki? belki de yaşamayı arzuladıkları ama yaşamaya cesaret edemedikleri şeyleri görebilmek için..“ dedim.

Aşk, ölüm ve diğer popüler film temaları. Hepsi yüksek dozda heyecan, acı ve yoğunluk barındırıyordu. Ne var ki gerçek hayatta ne aşka vaktimiz vardı ne de ölüme cesaretimiz.

Film sektöründe „başarı“ gösteren Amerikayı hatırladım ve „Kendi realitesine yabancılaşan, kendi gerçekliği kupkuru olan insanlar ancak film çekmeye bu derece meyilli olabilirdi“ diye düşündüm.

Oysa ki: En basit hayat en iyi filmden üstündür. Çünkü hayatın değişmez bir Vericisi ve Alıcısı vardır. Film ise o akıl almaz hayatın insan elinden geçmiş kusurlu büyüteçli fotoğrafı olabilir ancak.

Herkes bu dünyada kendi payına düşen sevgi, nefret, acı, hüzün, neşe, sevinç, başarı, hayal kırıklığı ve dostluk vb. şeyleri yaşayarak ancak „kendi“ne yaklaşabilir. Başka insanların hayatlarını ve hikayelerini seyrederek kendime (ve Allah’a!) yaklaştığımı hatırlamıyorum. Ya siz?

Başka insanların hayatlarını seyretmek bana ancak „insan“ olmanın şekil ve çeşitliliklerini hatırlatır. Ama beni ben yapan seyrettiğim filmler olmadı asla.. Çektiğim acılar, şahit olduğum sevinçler oldu.

Başım ve gönlüm şu aralar (yaklaşık on seneden beri) kendi hayatım ve bana emanet edilen sorumluluklar ile kalabalık. Filme ne hacet..

süt..

saat: seher vakti

birden hatırladım. Türkiyeye gittiğimiz bir yazdı, uzun yıllar önce, Yunus bir sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte (pijamayla mıydı?) bakkala gitmiş, bir paket süt almış ve evin önündeki sokak kedilerine ısrarla vakit kaybetmeden süt vermişti. Yedi sekiz yaşlarında ya vardı ya yoktu.

Yunus’un o günki merhametini hatırladım ansızın. ve o günden sonra yaşadığı çileleri..

ayın 14ü

saat: gece. sahurdan önce.

Az evvel eve doğru gelirken parlayan dolunaya takıldı gözüm. Muhteşemdi. Parlaklığı ve şekliyle. Peygamber (s.a.v.) efendimizi andım. Onu tarif eden Ashab genelde „yüzü ayın öndördü gibiydi“ dermiş ya.. Ramazanın 14. gecesine girerken bu sözün derinliği hakkında düşündüm biraz. Sonra İbrahim (a.s.) Peygamber’i andım. Aya ve güneşe bakıp Rabbini bulan o latif ruhu anlamaya çalıştım.

Güzel insanlar ayak bastı bu „dünya“ denen topraklara. Varolmayı, acı ve neşeyle, hüzün ve huzurla, imtihan ve sabırla varolmayı kendilerinden öğrenebileceğimiz nice güzel insan.

Çok şükür. Çok şükür. Çok şükür.

hamd..

Dinleyelim:

Âlem Yüzüne Saldı Zıyâ Âl-i Muhammed – Neveser ilahi

Bu Dünya Yalandır – Hüzzam ilahi