Nestlosigkeit.

etrafımdaki duvara binbir zahmetle oyduğum kovuğa
sığınıp orada her gece taşlara doğru ağlıyorum.
taş dayanıklı. kalpsiz. ses sızmaz.

bakışlarım boşlukta.
kimi zaman ise yaşanmışlıkların terazisinde.
özgürlüğüne uçan her kuş yalnız esasında.
ya özgür olmadığı halde yalnız olan ruhlar?
onları ölümden evvel kim toplayacak
ve kim getirecek duvardan örme sığınaklara

savunmasız ve yalnız kuşların Sahibi olmasaydı
çoktan ölmüştüm.

 

 

bayram.

vakit: gece.

herkes uyur, Allah uyumaz.

gecenin sessizliğinde, ıssız karanlığında bazen dertleşecek tek insanın olmaz da kendinle, derdinle ve Rabbinle başbaşa kalırsın. tenimin altında biriken duygu ve hesaplaşmaları O’nunla paylaşmaktan başka çarem yok. insanların bir çoğu senin derdine kendi dert pencerelerinden bakar, kalbindeki yükü anlar gibi olurlar ama sadece „gibi“dir işte, yapacak bir şey yok. boğazımda düğümlenen bir şey var, çözemiyorum.

ölüm olmasaydı dertleşememekten ölürdük ki zaten. öyle değil mi?

sayın okur,

hayırlı bayramların olsun. kalbine, en çok kalbine bayram neşesi diliyorum.

 

 

 

iki melek ve Kadir.

Yeryüzündeki varlık sebebimiz gözümüzün ardında gizliyken, biz yine de Allah’ın nuruyla bakmamakta ısrar mı edeceğiz?

Durgunluğumu içimde kopan fırtınalara borçluyum, yelkenlerimi Allah’ın rüzgarlarına. (Ya batarsam?)

Kuşlarımın her uçuşlarında etrafa bakınıyorum ve kanatlarının altındaki melekleri hissetmeye çalışıyorum. O gövdenin havada kalışı başka şekilde açıklanamaz. Evet evet, her kuşun en az iki meleği olmalı. (Allahu alem)

Çok şey geçiyor zihnimden. Yusuf kıssasında Yusuf-Bünyamin kardeşliği, Hz. Ali’nin hicret gecesi Peygamber (s.a.v.) yatağındaki hâli ve zikri ve başka şeyler..

Bu gece Kadir gecesi olabilir. Allah ihya edenlerden kılsın.

Dinleyelim:

Muzaffer Ozak (k.s.) – Kadir gecesinden zikir

Muzaffer Ozak (k.s.) – Salavat, dua ve zikir

öyle şeyler filmlerde olur.

Saat: gece.

Bugün iftar yemeğini hazırlarken uzun zamandan beri film ve dizi izlemediğimi farkettim ve „Sahi, insanlar neden film izler ki? belki de yaşamayı arzuladıkları ama yaşamaya cesaret edemedikleri şeyleri görebilmek için..“ dedim.

Aşk, ölüm ve diğer popüler film temaları. Hepsi yüksek dozda heyecan, acı ve yoğunluk barındırıyordu. Ne var ki gerçek hayatta ne aşka vaktimiz vardı ne de ölüme cesaretimiz.

Film sektöründe „başarı“ gösteren Amerikayı hatırladım ve „Kendi realitesine yabancılaşan, kendi gerçekliği kupkuru olan insanlar ancak film çekmeye bu derece meyilli olabilirdi“ diye düşündüm.

Oysa ki: En basit hayat en iyi filmden üstündür. Çünkü hayatın değişmez bir Vericisi ve Alıcısı vardır. Film ise o akıl almaz hayatın insan elinden geçmiş kusurlu büyüteçli fotoğrafı olabilir ancak.

Herkes bu dünyada kendi payına düşen sevgi, nefret, acı, hüzün, neşe, sevinç, başarı, hayal kırıklığı ve dostluk vb. şeyleri yaşayarak ancak „kendi“ne yaklaşabilir. Başka insanların hayatlarını ve hikayelerini seyrederek kendime (ve Allah’a!) yaklaştığımı hatırlamıyorum. Ya siz?

Başka insanların hayatlarını seyretmek bana ancak „insan“ olmanın şekil ve çeşitliliklerini hatırlatır. Ama beni ben yapan seyrettiğim filmler olmadı asla.. Çektiğim acılar, şahit olduğum sevinçler oldu.

Başım ve gönlüm şu aralar (yaklaşık on seneden beri) kendi hayatım ve bana emanet edilen sorumluluklar ile kalabalık. Filme ne hacet..