bağdaş kurmak?

1.

Bugün elime Kutadgubilig dergisinin 6. sayısı geçti (yoksa 5.miydi?): Heidegger’in „Wohnen Bauen Denken“ adlı makalesinin almanca orijinalini alıntılamış ve türkçeye tercüme etmişler. Etimolojiye dayalı felsefik bir yaklaşım sergilemiş Martin. İkamet etmenin, inşa etmek ile bir ilgisi olabileceğine ihtimal veriyor da insan, düşünmenin bu iki kavramla olan alakası metin okunmadan anlaşılabilemez. Bu çerçevede „huzur“ ve „özgürlük“, ayrıca örnek babından „köprü“ olgularına da değinmiş. (Almanca güzel dil be.)

Bir de nedendir bilinmez/ belki de bilinir, aklıma Dücane hoca geldi.

2.

Malcolm X in adalet duygusu ne güzel bir duygudur. Rabbim  rahmet etsin.

mooi mooi

kendime soru:
neler yapıyorsun?

kendime cevap:
heinrich heine’yi keşfediyorum. sezai karakoçun „yitik cennet“ini okuyorum. iki gündür kayıp olan kolye ucumu arıyorum. neşet ertaş dinliyorum. holladadan gelen kuzenlerimden hollandaca öğreniyorum („mooi“ güzel demekmiş mesela). halamların gelişi vesilesiyle mooi mooi yemekler bol bol yapıldığı için, mooi mooi kilo alıyorum.

başım göğe erdi

hani şu blogların, profil sayfalarının yahut kişisel websitelerinin „hakkımda“/ „about“ sayfası/ köşesi olur ya. düşündüm de: ne saçma birşey aslında. insanın bilmem kaç yıllık ömründe yoğrulan kimliği ve kişiliği bir kaç satıra sıkıştırılıyor. hem bunu yaparken tam olarak neyi hedefliyoruz ki? „tanınmayı“ mı? güldürmeyin beni.

mesela ben de bu bloğa  zamanında bu cinsten birşey yazmış idim ya. bloğu şimdiki aklımla açmış olsaydım, „Nyin Nsi“ olduğumu  yazmazdım. kendime başkalarının yerine „Sen de kimsin?“ diye sormazdım. bir zamanlar ressam olmak istiyordum ve sahlebi severim. e  eeeeEeeEeeeeEE??!

amaaaann..

kaderin keyfini çıkarmak

iç beyazlatıcı yazılar- 1

bak. birşeyler hiç ummadığımız şekilde gelişebilir. buna bir şans verelim. buna inanalım.

hayır. yanılıyorsun. hiçte optimist değilim. sadece.. dünya hayatının yüzüne bakabilmek için, bakacak gücü bulabilmek için, gerekli gördüğüm bir karar bu. çünkü: acilen bir güç kaynağına ihtiyacım var.

bak. akışında giden onca şey var. ve aslında.. ve aslında.. ummadığımız bir takım gelişmeler de olması gereken şeyler arasında. olacaklar yani. öyle ya da böyle. peki buna şans vermemiz neyi değiştirir? diyeceksin şimdi. olacak olan olur. şans vermesek de. ama şans verince olacak olanın keyfini de çıkarmış oluruz, fena mı? tut ki, şans verdik fakat olmadı. geriye ne kalır? keyifle yaşanmış bir zaman dilimi. hayal kırıklığını salla.

hayır. hiçte optimist değilim.

hey dünya!

bazen çok çirkinsin. ama yüzüne bakmak kaderim. bir gün kaderimi sıkıp keyfini çıkarabilirsem, söz: yüzüne ve gözüme  süreceğim. belki güzelleşiriz..

Ezginin günlüğü söylesin, Elma desin.

Aşk, şeklin ötesindedir.

1.

hepimizin derdi aynı. hepimizin derdi ortak: kendimizi olabilmek istiyoruz. ve aşkı (tanrıya yahut bir insana- her ne şekilde olursa olsun) arayışımız da buradan öte gelmektedir: yanında kendimiz olabileceğimiz ve kendimiz kalabileceğimiz birini arıyoruz. çok klişe bir cümle olacak: bizi olduğumuz gibi seven bir varlığa ihtiyaç duyuyoruz. varoluşumuzu ve varoluş şeklimizi (heidegger: das Dass-sein und das So-sein) kısıtlamayan bir varlığa.. ve işte aşk tam da bu yüzden şekle sığmaz.

2.

„Es ist bemerkenswert, dass wir gerade von dem Menschen, den wir lieben am mindesten aussagen können, wie er sei. (…) Die Liebe befreit es aus jeglichem Bildnis. Das ist das Erregende, das Abenteuerliche, das eigentlich Spannende, dass wir mit den Menschen, die wir lieben, nicht fertig werden: weil wir sie lieben, solange wir sie lieben. (…) Unsere Meinung, dass wir das andere kennen, ist das Ende der Liebe, jedes Mal, aber Ursache und Wirkung liegen vielleicht anders, als wir anzunehmen versucht sind – nicht weil wir das andere kennen, geht unsere Liebe zu Ende, sondern umgekehrt: weil unsere Liebe zu Ende geht, weil ihre Kraft sich erschöpft hat, darum ist der Mensch fertig für uns. (…)Man macht sich ein Bildnis. Das ist das Lieblose, der Verrat … Du sollst dir kein Bildnis machen, heißt es von Gott. Es dürfte auch in diesem Sinne gelten: Gott als das Lebendige in jedem Menschen, das, was nicht erfassbar ist. Es ist eine Versündigung, die wir, so wie sie an uns begangen wird, fast ohne Unterlass wieder begehen. Ausgenommen, wenn wir lieben. “

Max Frisch

un ve saat

1.

yengem: gerçek organik unun fiyatı 2 euroymuş.

annem: gerçek unun fiyatı 2 euro ise, 40 cente aldığımız şey ne?

2.

nedenini bilmiyorum ama: yıllardan beri saata bakma ihtiyacını daha çok ceptelefonu vesilesiyle gideren biri olarak, saat takan insanlara karşı garip bir sempati besliyorum. galiba.. sahici bir tarafı var saat takmanın. çünkü saat saatken saat olabilmiştir. ( <– heidegger tarzı cümle kurdum. eheh.)

sevginin gücü adına

seni içimde taşıyabilir ve gittiğim her yere beraberimde götürebilirim. bu, kalbimin elinden gelebilen birşey. Allahtan gelen bir yetenek. sence de bu hayret verici birşey değil mi? subhanallah! baksana, bir çeşit kudrete sahibim! seni istediğim an var edebilirim, seni yaratabilirim! severek. sevmekle..

ama sakın ola bu kudretimi bir mağlubiyet/galibiyet kavgası olarak algılamayasın. sevgide galip mağlup olmaz. ne bir satranç ustasının zehir gibi zekasına benzer bu içimdeki gönlün gücü, ne de maharetli bir boksörün şişkin kaslarına. mat etmek yahut knock out. sevgi bu tür kavramları tanımaz. kötülüğün ne olduğunu bilmeyen saf çocuktur o..

teslimiyet

„Die ganze Kunst war: sich fallen lassen […] Hatte man das einmal getan, hatte man einmal sich dahingegeben, sich anheimgestellt, sich ergeben, hatte man einmal auf alle Stützen und jeden festen Boden unter sich verzichtet, hörte man ganz und gar nur noch auf den Führer im eigenen Herzen, dann war alles gewonnen, dann war alles gut, keine Angst mehr, keine Gefahr mehr.“

Hermann Hesse,
in „Klein und Wagner“

hey insan, vicdanın kaç para eder?

az önce bir tv proğramında muhtelif doğa harikaları tanıtıldı taaam mı. bunda bir sıkıntı yok. iyi güzel dedik izledik. bilmem dünyanın neresinde bilmem ne kadar uzunlukta ve kalınlıkta çok çok yaşlı dev bir ağaç varmış. buna da eyvallah. ağacın hacmini ifade edebilmek için ise şöyle bir yola başvurdular ki, işte bunu acayip (kötü anlamında) buldum: bu ağaçtan x tane kibrit çıkar.

bu hale geldik işte: karşımıza çıkan her nesneye açgözlü potansiyel tüketici gözüyle bakıyoruz.

vittorio

Filistinli çocuklarla oyun oynadığı için kaçırılıp öldürülen Vittorio aklımdan çıkmıyor.

İmanın kimde olduğunu Allah bilir ya, Vittorio’ya rahmet diliyorum..

Canını güzel ve anlamlı bir yolda feda ettiği kesin.