ya Ali.

Bugün benim için günlerden Hz. Ali (r.a.) oldu.

Dinleyelim:

Nusrat Fateh Ali Khan – Haqq Ali

Advertisements

sarsıcı ses.

– Nasılsın?

– Bebeklerin, kuşların
ve diğer masum varlıkların,
bir kalp kırıldığında o kırılışı
şiddetli ve sarsıcı bir ses olarak işittiğine inanıyorum.

kader çizgileri.

Kaderimin kardeşimin kaderiyle kesiştiği, özdeşleştiği, çarpıştığı ve ayrıştığı noktalar var. Ve sadece kardeşiminkiyle değil. Kesişen ve ayrışan kader çizgileri hakkında çok düşündüm. Ne var ki düşünmek, kader çizgilerimizin bu „davranışlarını“ daha anlaşılır veya kolaycakabuledilebilir kılmıyor.

Bugün kapıya yöneldiğim bir anda, beni çağırmak amacıyla biri kapıyı diğer taraftan açtı. Sert ve ani bir şekilde. Kapının kolu parmak kemiğime çarptı ve parmağım incindi. Sızısı hala var.
„Belki de kader çigilerimiz de böyledir“ dedim sonra kendi kendime, „birbirimizle buluştuğumuz ve buluşturulduğumuz kapılarda daima bir şeylerimiz ve bir yerlerimiz incinir. Parmaklarımız ve kalplerimiz. Bakışlarımız ve hatıralarımız.“

– Nasılsın?
– İncinmiş hatıralarım var, ne yapayım onları?

vesileler sayılıdır.

– Nasılsın?
– İnsanların öğretemediği, kuşların ve çiçeklerin bildiği birşeyler var, hissediyorum.

Bana sofrayı toplamak kaldı. Kurmak Allah’tan. Hep Allah’tan. Sofralar hep O’ndan. Tenceremi boş görünce bugün, yüzünü astı alman adam. „Nasip.. Allah doyursundu karnını“, dedi bir ses, ta içimden. Vesileler güzeldir. Vesile olma ısrarı güzel değil.

Mektup yazacak kıvama geleceğim. Çiçekler sulayacak, kardeşim iyileşince başka hasta çocuklara her gece ayetul-kürsi okuyup yollayacağım. İstanbul Cevizlibağ durağında mendil satan Suriyeli dilenci çocukları hatırladım bugün. Yunusu hastanede ziyaret etmek için indiğim metrobüs durağında, üstgeçidin belli bir yerindeydiler hep. Esmer, ufak ve ürkek. Nelere şahit olmuşlar, hangi acıları tatmışlardı, kim bilir. Küçük yaşlarına rağmen yaşadıkları ne kitaplara ne de kelimelere sığardı. Bir keresinde Yunusa aldığım gofret ve meyvesuyunu onlara verdim. Mahçubiyetle. Daha fazlasını vermem gerektiği bilinciyle. İçimden o çocuklara sarılıp ağlamak, onları öpüp koklamak, ellerinden tutup, karınlarını doyurmak geldiyse de yapamadım. Galiba yüzüm yoktu. Ümit verip hayatlarına derin bir şekilde girmek, sonra ansızın kaybolmak – bunun bir mesuliyeti vardı. İnsanları Allah’a emanet etmek öğretildi bana. Yunus vesilesiyle.
O çocukların da bir Sahibi (c.c.) var.

Dinleyelim:

Muzaffer Ozak (k.s.) – sohbet: Allah’ı aramak

Muzaffer Ozak (k.s.) – meşk: Hayıf Benim Bunca Geçen Ömrüme

brustkorb.

Nefsimin içinde sadece arzu ve ihtiraslarım yok
Nefsimin içinde korku ve öfkelerim
panik ve engellerim de var
En çok bunlarla boğuşuyorum

Nefret dağını delmiş olabilirim
Sevgi vaadisine ulaştığımı kim söyleyebilir?

Bir ses işitiyorum, bir ses daha.
Sonra upuzuuun bir derinlik
Resimleşiyor bütün dünyevi realitem
Boynumdaki ve göğsümdeki
beni korumasa nice olurdu halim kim bilir

Damağıma yapışan kelimeleri canlandıramıyorum
Çünkü söz de O’nun elinde.
Biraz daha yaşarsam daha güzel odalardan
geçecekmişim gibi hissediyorum.
Kuşlar bütün bu endişelerden uzak
bakışıyorlar, fıtratlarıyla.

Engin bir gerçek var.
Belki bir gün sevdiğimin denizine açılmak nasip olur.

tecelliyat.

Dinleyelim:

Sûzinâk Tevhîd ve İlâhi (Aşkın ile âşıklar yansın yâ Resûlallah)

Tecellî Şevki Dîdârın Beni Mest Eyledi Hayrân – Uşşak Cumhur İlahi

Kaderin yaşanacağı varsa, kaçış yok. Bilgi dahi engel olamaz, yaşanması gerekene. Yaratıcı’nın irade ve kudretini idrak edebilseydik, hiçbir şeyi kafaya takmazdık herhalde. Hiçbir şeyi engellemeye kalkışmazdık belki de, kim bilir. İçimdeki kaderi yaşamakla meşgulüm şimdi. Mümkünse huzurla ve şükürle. Ya siz?

Bugün kimseyle konuşmadım. Pardon, yanlış oldu, kuşlarımla konuştum.
Yarın biraz insan içine çıksam iyi olacak, değil mi.
İnşallah.

 

 

anahtar.

Zaman her şeyin çaresi mi bilmem ama, zamanla her şeyin çözüleceğinden şüphem yok. Sırlar, gerçekler, yalanlar, ipler, düğümler, nefesler, sesler – hepsi.

„Kendimden vazgeçtim“ dedi. „Ben senden asla vazgeçmedim“ dedim.
Bu sefer ağlamadan.

Yolumun üstünde izler var. Benden önce yürünmüş bir yol bu. Gözlerim görecek güçte olursa, o izleri takip edebilirim ve Fatiha suresinin son ayetlerini yaşarım.

bf897b16a7ac91e8d51dbf8b472d7a47

Hattat: Ömer Faruk Dere

öz-lem-lemek.

Beni özlediğini söyledi annem. Yani özlem duygusuna güvendiğim bir kaç insandan biri. (Özlemek de en az güvenilmek kadar her yiğidin harcı değil.)

Neyi özlüyorum?
Bu soruyu kendime çokça sordum.
Ve cevabı kimi zaman çok muallak.
Neyi özlediğimi bazen pek isimlendiremesem de,
kimi veya kimleri özlediğimi gayet iyi biliyorum.
Şükür.

Hacı olmadan ölürsem çok üzülürüm.
(Bkz. Mekke ve Medine’yi özlemek)