kevser.

vakit: imsak.

Özlem de bir nimet..

Dinleyelim:

Ey Fâtih-i Hayber Ali – Nefes

Sen derd-i dil dermânısın dil-mürdegânın cânısın
Âşıkların îmânısın hem mülk-i din hâkânısın
Ey sâkî-i Kevser Alî dâmâd-ı Peygamber Alî

Advertisements

yere düşmeyen.

Sâyesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûr’sun
Mihr-i âlemgîrsin başdan ayağa nursun.

(Ya Resûlallah!) Tur Dağı’ndaki nurdan ağaç sensin ki gölgen yere asla düşmez. Alemi ayakta tutan güneş sensin, baştan ayağa nurdan yaratılmışsın.

– Mustafâ Itrî Efendi

Dinleyelim:

Dil-i Pür-ızdırabım Mevce-i Seylâbdır Sensiz – Buhurizade Mustafa Itrî Efendi

nasıl geçti?

Güzel günler çabuk geçiyormuş hakikatten. Umredeki günlerimin bereketli olması için uykumdan çokça kıstım, sosyal medyayı en aza indirgemeye çalıştım vs. vs. fakat: geçti işte. Ve yine Berlin’deyim. Evimi ve ailemi bu derece garipseyeceğimi tahmin etmemiştim. Bir tarafınızla daima Medine ve Mekke’de kalıyormuşsunuz cidden, öyleymiş yani, yaşayınca şahit oluyormuş insan.

Mescid-i Nebevi’de iftar vakti dağıtılan soğuk suyun tadını, Yeşil Kubbe’yi gün doğumunda seyretmenin keyfini, ayrılmaya yakın sevdiğim kedileri, Mekke’de Kaabe’nin etrafında uçuşan kuşları, aynı gökyüzü altında akşamla yatsı namazları arasında uyuduğum o derin uykuyu, tavaf esnasında sağdan soldan duyulan duaları.. hepsini bir şekilde kalbimde bir yerlere kazıdım.

Bir de bütün bu unutulmaz anlar dostlarla olunca, orada bulunmanın lezzeti ikiye katlanıyormuş. „Önce refik, sonra tarik“. Eyvallah.
Tarîk dedim de: „Tariiiik ya haciii tariiiiik!“ – Mescidde en sık duyulan cümle bu olabilir. Bence gayet mantıklı: herkes mânen yol almak niyetiyle orada.

Şimdi şükürle ayrılığın verdiği hüznü aynı anda yaşıyorum. Her sene tekrar gitmem gerekiyormuş gibi hissediyorum.. „zamanla bu hissiyatın değişir“ diyorlar. Değişsin mi ki? Değişmesin bence. Sonra.. havalimanında olmak, kafileden ayrılmak, yaşananların hatıralaşması. Ezansızlık. Dünyalaşmak koydu. Cennetten tadımlık bir şeyler sundular sanki orada ve sonra bitti. Yaşadıklarım bir rüya gibi gelmiyor bana. Gerçeği orada yaşadım ve Berlin’deki rüyama dönmek zorunda kaldım – hissiyatım daha çok bu yönde. Her an, bir balonu iğneyle patlatırcasına, bu rüyadan uyanıp gerçek mekanımda uyanabilirim. Tetikteyim. Sabırla bekliyorum.

Rasulullah (sav)’in doğduğu ve ayak bastığı yerlerden geçmek büyük bir şerefti Allah’ım! Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim.

„nasıl geçti?“ sorusuna cevaben..