kafesteki kuşa şeker.

Gel ey gurbet diyârında esir olup kalan insan
Gel ey Dünya harâbında yatıp gâfil olan insan.

Gözün aç perdeyi kaldır duracak yer mi gör dünya,
Kati mecnun durur buna gönül verip duran insan.

Kafeste tutiye sükker verirler hiç karar etmez,
Aceb niçün karar eder bu zindâna giren insan.

Ne müşkül hâl olur gaflette yatup hiç uyanmayıp,
Ölüm vaktinde Azrâil gelince uyanan insan.

Kararmış kalbin ey gâfil nasihat neylesin sana,
Hacerden katıdır kalbi öğüt kâr etmeyen insan.

Bu derdin çâresin bul sen elinde var iken fırsat,
Ne ıssı sonra âh u zâr edüp hayfâ diyen insan.

Niyâzî bu öğüdü sen ver evvel kendi nefsine,
Değil gayriye andan kim tuta her işiten insân.

Dinleyelim:

Sedat Anar – „İnsan“ Niyazi-i Mısri

Advertisements

vakti gelince

içimden geçiyor
hicret eden ameller
bir uçtan bir uca
katlanan hayaller

içimden geçiyor
pespaye hayatlar
sokağa atılmış
kırgın gözler

içimden geçiyor
yuvasından düşerken
kanadını unutan kuşlar

içimden
boydan boya
tepeden tırnağa
bir ölüm geçiyor

kalbimdeki kutuya kapadım onu.

settâr olmak..

– Nasılsın?

– İnsan sevgisine inanmıyorum. Sevdiğini söyleyip en ufak zorlukta yarıyolda bırakanlardan çektiğimiz kadar kimseden çekmedik. Sevdiğini söyleyip kendi tasarladığı kalıba sokmaya çalışanlardan gördüğümüz revayı kimseden görmedik. Ve nihayet sevdiğini söyleyip kalbinizi incitmekten gocunmayan, kırmayı hakkı olarak kabul eden insanlardan yara aldığımız kadar kimseden yara almadık. İnsan sevgisine inanmıyorum. Yoo, inanıyorum. Ama kısmen. Çok kısmen, epey epey kısmen. Hz. Rasulullah (s.a.v.) ile diğer Peygamberler de insandı ve onları özel kılan ne gösterdikleri mucizelerdi ne de sakallı oluşları. Sevmeyi bilen insanlardı. Çok sevmeyi, karşılıksızca, incinmeyi göze alarak, nefislerine yapılan haksızlıkları affedecek kadar sevmeyi. Mucize göstermek neticeydi. Sevgileri en büyük mucizeleriydi esasen.

İnsanlar birbirlerine ukalaca akıl verirken, birbirlerini kibirle kınarken, kin ve nefretle ötelerken, nasıl sevdiklerini iddia edebiliyorlar? Aklım almıyor..
İnsana lazım olan sevgidir. İnsanı insan yapan sevgidir. Ne var ki, insanlar bu kadar sevgisizken sevmek çok güç bir eylem..

İnsan sevgisine inanıyorum. Çünkü kendi içimdeki sevgiden şüphem yok. Sevilmesem de sevmekten vazgeçmeyeceğim. Bu, Yaratıcıya ve kalbime olan borcum. Bu borcumu ödemek için dünyadayım, dünyadayken ödemeliyim borcumu.

Ve bu dünya, kendisine borçlu kalınacak kadar kıymetli değil..

cennet tatlısı.

vakit: gece.

uyumakla uyumamak arasındaki kararsız bölgede gezinirken kendinizi ansızın mutfak masasının başında ekmeğe çokokrem sürerken bulabilirsiniz. gecenin adetidir bu, yaptırır böyle şeyleri. biraz daha düşünce için bahane bulmuşsunuzdur.

herkes yolunu arar, ya ileriye ya da geriye dönük. cennette kimlerle beraber olmak istediğimiz, dünyada kimleri aradığımız sorusu ile yakından ilişkili.

layık olmasak da, Yaratıcı’nın sonsuz ve geniş lutfu ve keremiyle „bir takım güzel insanlarla güzel bir yerde bulunup güzel şeyler yapmak“ daima ruhumuzun susadığı bir şey kalacaktır, ta ki ölüm bizi başka bir dünyaya sevkedene dek.

ekmeğe bilmem kaçıncı kez çokokremi bolca sürerken hatırladım: Muzaffer Ozak (k.s.) efendi ile cennette baklava yemek ne de güzel olurdu, ama Antep baklavasının cennet versiyonu olacak, kilo vermeyeninden.

absürd ve fantastik güzellikler hayal etmek bizi özgürleştirir. zaten özgürken..

cennet baklavası tadında olsun,
dinleyelim:

Muzaffer Ozak (k.s.) – Muhabbet, Aşk ve Aşkda Veleh Makâmı

Muzaffer Ozak (k.s.) ve dervişleri – Meşk – TV Programı 21 Kasım 1980

dert.

– Nasılsın?

– Bu uykudan ne zaman uyanacağımı bilmiyorum. İçine düştüğüm rüya bir başkasının düşlerinden yamalanmış olmalı. İçim içime sığmıyor, ama sevinçten değil. Ruhum vücudumda evde değil, daralmalarım bu yüzden. Aidiyetle ilgili bir takım meseleler yani, dünyayı mesken kabul edemeyişler vesaire.. Hayır, bir isyan bayrağı yok elimde. Açılmayı bekleyen bir teslimiyet bayrağı saklıyorum yüreğimde. Yaratıcıya, kadere ve kalbime teslimiyet. Özlemle başım dertte.

Elimden tutar mısın Allah’ım?

nerdesin? uzakta.

Titrek bir sesle sustuğum
bir gece daha.
Bazı yangınlar
sönmüyor galiba,
şekilden şekle giriyor sadece.

Dertsiz tasasız olmayı da
asla ummamıştım oysa.
Çünkü dertsizliğin başa
ve kalbe açtığı felaketi
yakından bildi hislerim.

Kâbe’ye sarılırcasına ölemediğim gibi
kuş hafifliğiyle de yaşamadım.

Tüyler ürpeten ayrılıkları
yazan şairin kelimeleri
avucuma düştü.

Gözlerimi koyacak bir gönlüm yok.
Gönlümü bırakacak gözlerim yok.

Biri var ama o da çok meşgul.

Ve herkes uzakta.
Sarılmalar hep rüyalarda.