anlaşılmazlık denizi.

Anlatamadıklarım var. Ve ruhumdaki ve dilimdeki varlık alanları büyüyor. Bu, anlaşılma hissimi altüst ediyor: Hem en derinimde anlaşılmak istiyorum, hem de gün geçtikçe artık bu tür bir şeyin mümkün olabileceğine dair ümidimi yitiriyorum. Yaş ilerledikçe ve yaşananlar iz bıraktıkça daha da keskinleşiyor bu durum.

Şu sıralar „insanlarla niçin konuşuyorum?“ sorusu bir tilki gibi kafamda dolanıyor. Ne insanlar beni ne de ben onları anlayabiliyorsam, o halde niçin konuşuyoruz? Dilin sınırlarına tosluyorum..

Aynı fitrî dili konuşmadığım kuşlarla daha iyi anlaşıyorum şu aralar, o kadar sade o kadar yalın bir varoluş dilleri var ki..

İlişkilerin en ufak anlaşmazlıklardan dolayı sallantıya uğradığı bir çağda („şunu dedin“, „şöyle mesaj attı“ vb), birbirinden vazgeçmeyen kaç insan kaldı?

Bir insanın, kendini-açıklamaya itilmesi ile kendini ifade edebilmesi arasında dağlar kadar fark var. Ve kimi zaman, kendimi hiçbir şekilde ifade edemeden bir tür zoraki açıklamaya itilmişlik hissediyorum, boğuşuyorum.

Ölümüm de kurtuluşum olmazsa çok üzülürüm.

Anlatabildim mi?

Advertisements

kadere saygı

Mutluluk hüzne sarılıyor. Sevinç kaygıdan bir müddet sonra geliyor. Yenilgiden sonra başarı kapıyı çalıyor. Madde ve ruh birleşiyor, yalan hakikatın altında eziliyor, mürekkep kuruyor, yazgı gerçekleşiyor. Dünyayı yaşayarak anlama çabası varken seyretmek sönük kalıyor. Zaman akıyor, mekan mekanın içinde gizleniyor. Acı ile ferahlık kolkola yürüyor.

Vakit daralıyor. Ölüm bekliyor. Hayat yaşamaya itiyor. „Yaşa beni!“
E peki.

Her insanın en büyük gücü kendi hayatını yaşıyor olması. Kimse bir başkasının kaderini üstlenemez.
Eyvallah.

sarsılmaz

Parmak uçlarımızda biriken sevgi kırıntıları şahidimiz olana dek, bu dünyada savaşmaya devam edeceğiz, yılmak yok.

Kalbimizin bir köşesinde sarsılmaz bir şey var, ona tutunuyorum.

Hayırlı cumalar..

hayallerim ve Yaratıcım

– Nasılsın?

– Hayal edipte gerçekleştiremediğimiz her ne varsa, hepsinin bizi cennette açık kollarla beklediğini düşünüyorum. Bu düşünce biraz fazla iyimser gibi görünebilir ama bence değil. „Kulunun zannı“ üzerine olduğunu belirten bir Yaratıcı bizi özgür, çok özgür ve en özgür kulları olarak yarattı bence. Fakat bu özgürlüğümüzü çoğu zaman idrak etmekten yoksun bir şekilde, kendi kendimize engel oluyoruz. Hayal edipte gerçekleştiremediğim her şey ya bu dünyada daha güzel şekilde karşıma çıkacak yahut en güzel haliyle beni ölümden sonra bekliyor olacak. Buna tüm kalbimle ve samimiyetimle inanıyorum. Çünkü benim zannımdaki Yaratıcı ve Rabbim beni seviyor ve hayallerimi önemsiyor. Bu inancın yaşattığı ferahlık inanılmaz güzel.

incinmişlik

– Nasılsın?

– Geçen bir belgesel izledim. Meksikada ufak bir çocuk, öksüz ve yetim, nenesi ve amcasıyla yaşıyordu, yatılı kaldığı okula gidebilmek için her pazartesi sabahı çok tehlikeli ve meşekkatli bir yoldan iki saat boyunca yürümesi gerekiyordu. Üstelik tek başına. Yolun bir noktasında oturup dinlendi, bir kaç liralık ayakkabısını çıkarıp ayaklarındaki yaraları gösterdi. Çorabı yoktu. Sonra o ayakkabıyı tekrar giyip yoluna devam etti. Çocuğun bu halini görünce ağladım.. Ve galiba en çok kendime ağladım. Zira çocuğun ayağı, benim ise son on yılda ruhum yara alıp incinmişti, fakat yolumuza bu ayak ve bu ruh ile devam etmek zorundaydık işte. Anlıyor musun?