yeni bir dil

„Artık yaşamak istemiyorum Olric. Onların istediği gibi yaşamak istemiyorum. Başım dönüyor Olric. Sabahtan beri hiçbir şey yemediniz efendimiz. Şimdi de içiyorsunuz. Onlar da içiyorlar Olric. Karşılarında oturan kızlara birşeyler anlatıyorlar. Ben anlatmak, filan falan demek istemiyorum. Sonum geldi Olric. Kendime yeni bir önsöz yazmak istiyorum. Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil. Çok denediler, efendimiz. Allah’tan, ne dediklerini bilmiyorum, Olric. Hiçbir geleneğin mirasçısı değilim. Olmaz, diyorlar. İsyan ediyorum. Az gelişmiş bir ülkenin fakir bir kültür mirası olurmuş. Bu mirası reddediyorum Olric. Ben Karagöz filan değilim. Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz.“

– Tutunamayanlar’dan

 

mercy

– Nasılsın?
– Kuşlarımı kanatlarından öpüyorum. Her gün bir parça ölüyorum. Kuşlarımı en çok yüreklerinden ve kanatlarından öpüyorum. Acıma ortak olmaya çalışan dostlarım var. Tek hazinem. Var olsunlar. Aşk olsunlar. Huzur olsunlar. Buna rağmen: Her gün bir parça eksiliyorum, hissediyorum.. Kuşlarımı gözlerinden seviyorum. Dizi izleyemiyorum. Çok yapay geliyor. Yapay olduğu için değil. Hüznümü terk edemediğim için. Mutlu görünmek mi daha zor, mutlu olmak mı? Biliyor musun, ben hep mutlu etmek istedim. Ve şimdi avucumda ne var? Kanadından öpülen bir kuş ve hiç.

Dinleyelim:

Midnight Choir – Mercy of Maria

broken.

Kuşum Derviş’le oynarken, Allah’ın bu bir kaç gramlık varlığın göğsüne can yerleştirdiğini idrak ettim, boncuk gözlerine yansıyan muhabbeti hissettim. Hem hayret ettim, hem içim acıdı. Neden mi? Çünkü..

– Nasılsın?
– I am deeply broken but I don’t want to be(come) hard.

Dinleyelim:

Kuan – Ben Değilmişem

sahtenin gerçeği.

Yaşadığımız her an, içine girdiğimiz yeni bir oda gibi: Bir eşikten geçiyoruz; bu geçişle az evvel içinde bulunduğumuz oda „eski oda“ oluyor, daha evvel hayatımızda hiç olmayan oda ise „yeni ve şimdiki oda“ oluyor, yani „gerçekliğimizdeki oda“ veya „gerçek odamız“. Eskisi geride kalıyor. Onu terk ettik. Dönüşe kapalı. Zihnimizde hatırası varsa ilk odayı gözümüzde canlandırabiliyoruz; hatıralar silik ise şunu sormak mümkün: eşikten önceki oda gerçek miydi?

Yeni bir güne başlamak için dünü geride bırakmak gerekiyor. Dünü gerçekdışılaştırmak. Yeni bir insan olmak için eski hâli eski odada bırakmak.

Kolay gibi görünen komplike şeylerden bahsediyorum. Veya tam tersi, bilemedim.

İnsanlar bir şeyi ve bir kimseyi canlandırırken hangi gerçekle yaşıyor? Kendimizi sürekli canlandırabilecek kadar canlı mıyız gerçekten? Ve insanlar mazilerini yalanlayınca ellerinde hangi gerçek kalıyor? Kalbimiz ve içindekiler, içinden dışa taşanlar ne zaman ne kadar gerçek?

Gerçekle sahtenin içiçeliğini anlamak isteyenler için konuyla ilgili bir kaç film:

1. Abbas Kiarostami – Copie Conforme

2. Wong Kar Wai – In the mood for love

3. Krzysztof Kieślowski – Dekalog 4

ben kimim?

2016 benim için çok sustuğum bir sene oldu.

Çok hissettiğim, çok düşündüğüm, fakat az konuştuğum bir sene. Konuşmanın hayrını sorguladığım, sözle ve sesle iletişimin sınırlarını zorladığım ve geri adım attığım bir yıl. Şimdi, âlemi seyredip dinlemek dinlemek ve dinlenmek istiyorum..

– Oğlum! Bu soruların cevaplarını ancak Delilik Vadisi’nde oturanlar bilirler.
– Güzel! Bu memleket ne taraftadır?
– Her tarafta.

Âmâk-ı Hayâl’den

Dinleyelim:

Kuan – Ben Oyum ki

 

barmherzigkeit

Okumak için:

Kemal Sayar – Sınır tanımayan kalp

„Merhamet, hayatımıza kaçınılmaz bir şekilde giren acıyı nezaketle kabullenmektir. Kaybedişin hüznü bizi hayatın kırılganlığını görmeye çağırıyor. Ancak kendi kırılganlığımızla karşılaşmak ve onu yakından bilmekle, ötekinin acısını da anlamaya başlarız. Merhamet annenin rahminde büyüttüğü çocuğa karşı hissettiği gibi, bir başkasının hayatını hissedebilmektir.“