und dann?

hadi diyelim, onca şeyi anlattım. hadi diyelim, başımdan geçenleri, elimden gelenleri, gözümden kaçmayanları, aynada gördüklerimi, rüyama girenleri anlattım. peki ya sonra? evet, böyle düşünüyorum..

anlamamış olabilirsiniz. ziyanı yok. çünkü zaten anlatmadım.

culture générale

„kaynana“nın fransızcası ne biliyor musunuz? „belle-mère“, yani „güzel anne“ (ilk duyduğumdaki tepkim: beurre*ciler nolcek). „kayınpeder“, „görümce“ ve „kayın“ için ne dendiğini söylememe gerek kalmadı sanırım.

*yağ

duvarlar yıktım bağdaş kurdum

içimi ısıtan gece lambamın loş ışığı, suskunluğumu aydınlatıyor. ona bir şekil veriyor. ayaklarımı uzatıp sırtımı bir yere dayamak yerine, bağdaş kurdum ve kanburca oturuyorum. ah, şimdi hatırladım: hikmetsiz belirsizlikleri sevmiyorum. ve bana sevimsiz geleni anlayamam.

„aşk..“ diyor bir şair kulağıma. ismini bilmiyorum. oysa isim önemli. ve dün tramvayda tanıştığım fransız kızın adını da öğrendim: Laure, güzelim, Allah sana İslamı sevdirsin.

ne diyordum? evet: sırtımı duvarlara dayamaktan vazgeçtim. çünkü duvarlar, yıkımı içinde taşır. rilkice söyleyecek olursak: bir meyvenin, çekirdeğini taşıması gibi. rilke bunu ölüm için söylüyordu. ve evet, duvarlar da ölür.

bağdaş kurdum. zikredeğer şeyler peşindeyim artık.  tesbihsizliğim benim ayıbım.

affola.

P.T.T.

 „P.T.T.“ yi de fransızlardan kopyalamışız. Yani fransızlar da aynı kuruma „pe te te“ diyormuş. Sözlüğümün yalancısıyım. Yalnız ben sokakta hiç bir yerde „P.T.T.“ yazılı bir levha ile karşılaştığımı hatırlamıyorum. Oysa burada postaneye uğramadım da değil.

Hmm.. Belki de fransızlar telgrafın demode oluşu ve telefonun evleri fethetmesi ile birlikte „P.T.T.“ demekten vazgeçmişlerdir de, biz türkler bu kavramın kullanımı hususunda daha ısrarlı çıkmışızdır, ne dersiniz?

(Zihnimin bir ucuna not ediyorum: Bunu yarın L.ya  sormam lazım.)

Muhammed’in düğünü var cennette cennette

sevgili blog,

güzel bir haftasonu geçirdik. seyehat ettik, süslendik püslendik, kına yaktık, dua ettik. bundan beş ay önce varlıklarından dahi haberdar olmadığımız güleryüzlü ve tatlıdilli insanlarla tanıştık. onların dualarını aldık, misafirleri olduk, ekmeğini yedik, yastığına baş koyduk. ve bizi çaya davet eden bir abla „sizi uzun zamandır tanıyor gibiyim“ diyince daha da  mutlu oldum. belki de „muhabbet“ dediğimiz şey tam da bu his..

Rabbimiz, gittiğimiz her yerde bizi güzel insanlarla karşılaştır.

Amin..

formül

artık huzurumu öyle kolay kolay bozdurtmuyorum. çayımı keyifle içiyor, bir tek Besmele çekmeyi unuttuğum zaman kendime kızıyorum. çünkü artık anladım: faydalı bir insan olmak ve faydalı işler yapmak istiyorsam, önce kendime faydamın olması gerekiyor. ve huzursuzluk ve acı bütün faydalara ne kadar da engel..