herşey ben yaşarken oldu

Kalbimi, basit bir melankoliye kurban etmekten korkuyorum.
Taş kesildiğim ve konuşmayı reddettiğim günlerim bunlar. Dünyanın dışına kaçmak istediğim. İnsanların yüzsüzlüğüne değil, yerin yüzüne baktığım demler. Dünyayı kendimden ittiğim, kendimi ve varlığım için gerekli olan beden ve zamanı çokça sahiplendiğim anlar. Sonra, hemen peşinden yalnızlığımı kucaklayıp bir uçurumdan atmak istiyorum. Onu, benim yalnızlığım olmaktan çıkarmak. Kendimi ve zamanı ondan arındırmak. İhanet etmek istiyorum yalnızlığıma, boşlukta çektiği acıya kulak tıkamak. Araf bir hayatın üstüne gitmek, o bölgeyi yerle yeksan etmek.
Taşmak istiyorum. Kaderimden.

Sonra.. Duruluyorum.
Ve kalbimi, basit bir heyecanda zayi etmekten çok korkuyorum.

Araf kaderim..

Dhafer Youssef: Wind and Shadows.

gehen, lassen und gehen lassen

Alles habe ich gelassen. Hinter mir gelassen. Zurückgelassen. Verlassen. Irgendwo. Irgendwann. Und das wird weiterhin so laufen. Denn so ist der Lauf der Dinge. Das Gehen, vor allem das Weggehen (ich <3 die deutsche Sprache) hat selbst einen Gang. Gehen ist ein Prozess und bedarf mindestens zweier Punkte (Dinge, Personen, Gruppen etc.): Der eine Punkt entfernt sich, der andere wird zurückgelassen. Verlassen-werden, den passiven also erleidenden und duldenden Part spielen zu müssen, ist schwieriger. In welche Richtung sich nun der zurückgelassene Punkt bewegt, wird nun ungewiss. Und genau das macht das Abschiednehmen oder jede andere Form des Weggehens bzw. Gehenlassens so schmerzvoll: Wir sind uns nicht mehr sicher, ob unsere Anziehungskraft überhaupt noch existiert. Es ist die Angst vor dem Pol-Verlust.

Freiheit gebiert nicht nur Glückseligkeit, auch Kummer kann sie bereiten. Ängste säen. Leere schaffen. Freiheit formt nicht nur Wege, auch Bewegungslosigkeit kann sie auslösen. Denn je weiter ein Weg führt, desto größer ist das Risiko, das Zurückgelassene unwiederfindbar zu machen. Nichts bleibt gleich. Zumindest nicht in derselben Form oder mit derselben Seele. Nichts und niemand erstarrt.

Ein Zurücklassen mit Rückkehr-Hoffnung entpuppt sich also meist als Enttäuschung. Gerade deswegen sollte ein jedes Gehen des Menschen wie ein herrlicher Abgang sein. Gängige Worte, was?

Ach, lassen wir doch das Gehen und Laufen – Schlendern, dat solltn wa.
Und überhaupt: "Überstehn ist alles."

käsebonbon mit mintgeschmack

„yardım yardım yardım.. peki bana kim yardım edecek?“

sitemle karışık bir meraktı benimkisi. bilmem kaç defa ayak bastığım tanıdık sokaklarda ilerlerken.
otobüsü kaçırdım sonra. yazın no problem. kış geliyor ya ama şimdi (berlin çok soğuk!), artık adımlarımı sıklaştırsam iyi olacak sanki.. derken, nasip işte, geldi bir sonraki, ileride bindi tanıdık bir sima, edildi sohbet, koyulaştı, inildi, sohbet dönüştü dertleşmeye, ve yine kürkçü dükkanında buldum kendimi: yardım.

„psikolog olmalıydın!“ dedi halam geçen. başkası dese itibar etmeyeceğim, halam bu, yeri apayrı.
ama ben sadece dinlerim ki.
ki..
bazen artık onu da yapmak istemiyorum.
çünkü insanlar dertli olduklarında ve kendilerini dinleyen birini bulduklarında akıllarına „ee, sen nasılsın?“ diye sormayı getirmiyorlar artık. (hoş getirseler nolcak? güven duygumuzu yitirdik. kiminle dürüstçe dertleşebiliyoruz ki allanasen?!) yoo, şu aralar ihtiyaç duyduğumdan falan değil. enteresan buldum sadece. şu insan psikolojisi denen şeyi: herkes dinlenmek (bu kelimeyi iki defa oku sevgili okur, dinlenmek=to be heard, dinlenmek=to relax) istiyor. dinleyen (duyan) ve dinlendiren (rahatlatan) kimse kalmıyor geriye. ne tuhaf. herkes sevilmek isiyor ama babayiğitler gibi seven bir insanevladı kalmadı. hepimizi kastediyorum, kendimi tenzih ettiğim yok, merak etme.

hayat işte bu yüzden sıkıcı olmaya başladı. savaşlar falan.

neyse hafız, geç bunları,
peynir şekerimiz şahane mi şahane, gerisini boşver.
ölümlü dünya işte.

holiday or holyday ?

when i was young and beautiful i had dreams. full of hope and joy.
now time passes and i realize the endings of all moments.

hûve’l-bâki.

…………

post-tatil depresyonuna izin vermeyeceğim.
birşeylerin, özellikle hüznün ve kederin, bana hakim olmasına tahammülüm yok zira.
köprü uzunluğunda olan bir hayatı ilelebet keder ile geçirmekte ısrar etmenin bir alemi yok.
gülmenin hakkını veren dertli insanlar da var
çok şükür.

every day is a holy day.

………..

wanna see some photos?

……….

greetings from hungary.

şaka şaka, neukölln’deyim.