herşey belli-belirsiz

bazen, yeni doğmuş bir bebeğin kesinleşmemiş ismi kadar belli-belirsiz olabiliyor herşey. evet, isim kesin değildir. veliler daha istişare ediyordur, bir karar verilmemiştir. lakin o bebeğin otuz yaşına bastığında da, koca adam olduğunda da, yıllar sonra da o vazgeçilmiş isimden haberdar olması ve bu bilgiyi  saklaması pek muhtemeldir. „bana önce falanca ismi koymak istemişler, sonra vazgeçmişler.“  bahsettiğim belli-belirsizlik, bu ve benzeri cümlelerin (bizim için taşıdığı/taşımadığı önemden bağımsız bir şekilde) zihnimizin bir köşesine yerleşmesidir, orada var olmasıdır, unutulup sonra bir gün ansızın hatırlanmasıdır, tekrar unutulup hatırlanmasıdır, ve bir kez dahadır, vs. vs. dir.

bazen (bu bazenler gitgide sıklaşıyor) işte aynen böyle belli-belirsiz olabiliyor herşey..

bunların hepsi insanca

Rüyaları sarmalayan koca bir yılanın korkunçluğu bile vız gelir bundan sonra. Hem korkular insancadır. Pek insanca. Tenimin altında gezinen korku ise insanüstü bir güce sahip sanki. Öyle herhangi bir korku olmamaya pek kararlı.

Homurtusunu işitiyor musun? Her gece, bütün şehir uykuya dalınca, bildikleri bütün ninnileri usanmadan söyleyen anneler yavrularının yanıbaşlarında uyuyakalınca, yetimler üstlerini örtmeye gelen anne babalarını düşlerinde görünce, işte en çok o zaman işitiyorum ben. Uyuyamıyorum. Kulak zarlarım ağrıyor. Ben canımı alması için tanrıya yalvarırken, bu homurtu bana dünyalık varlığımı hatırlatmaktan hiç yorulmuyor.

Bir melek geldi dün. Korkmadım ondan. Tenimin altındaki korku gücümü yeterince zorluyordu. Dahasına kuvvetim yoktu. Yatağımın başına diz çöküp bana baktı. Bunu hiç tahmin etmezdin değil mi, meleklerin de diz çökebildiklerini? Başımı okşadı. Pamuk gibi ellerle.

“Bir yanlışın olmalı. Ben yetim değilim” dedim şaşkınlıkla, “adres şaşırdın herhalde”. “Hayır, şaşırmadım” dedi kararlıkla, “melekler sadece yetimlerin başını okşamaz. “ Sustum. Başımı niçin okşadığını merak ettiysem de, sustum.

Parmak uçlarındaki sıcaklık nefesimi ısıttı. Hissettim bunu. Kalbim rahatladı. “Yine gelecek misin?” Sormadan edemedim. Gülümsedi.
“Evet, bir kez daha geleceğim.”
“Sadece bir kez mi?”
“Bilmiyorum, Allah bilir.”
“Peki bir daha ne zaman geleceksin?”
“Zamanı gelince.“

Ne demek istediğini ve kim olduğunu anlamıştım artık. Gülümsedim ona. “Biliyor musun.. Herkes senin çok korkunç biri olduğunu sanıyor..”

Sonra, tatlı bir şerbet içmişcesine uykuya daldım. Cevabını duyamadan.

başım dilim gözümsün

Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar

Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin / kelimeler kendinden emin değil
Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil

Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
– Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar
Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal safaları Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim
Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm



Cahit Zarifoğlu

„Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler Kançanağı Anlamında“ adlı şiirinden..


tanışık gül

tombeau_des_lutteurs

Rasim Özdenören’in „Gül yetiştiren adam“ını okudum. İz yayınlarından çıkmış bir baskı (hiç başka bir yayınevinden çıktı mı ki?). Kapak resmi dikkatimi çekti. Tanıyacak gibi oldum. Tanıdık birini görür gibi oldum. Sayfaları evirdim çevirdim.  Sabırsızlandım. Sızıma sabır telkin ettim. Arka kapağında yazılıydı işte: René Magritte, La Tombeau des Lutteurs (savaşçıların mezarı).

Aferin İZ yayıncılık. Güzel olmuş.
(Yalnız la tombeau değil le tombeau olacaktı. Gözümden kaçtı sanma!)

efla, sen çok yaşa

(…)

efla: pff. ucaktan korkuyom ama iyi mi : S
sina: m. ile birlikte uccaniz dimi
efla: evet
sina: o seni yatistirir : ) bisicek olmaz allahin izniyle
efla: o beni yatistirir mi ihr geht´s net besser heheheheh : D
sina: : )  o zaman cep telefonunuzu acik birakin ben sizi yatistirayim ahahaha
efla: essek : D
sina: : D tr den döndügümde ucakta cebimi acmistim ama ucak seysi var ya hani ona ayarli
efla: ich hasse leute wie dich
sina: milletin ödü koptu len dövmedikleri kaldi bir
efla: ja, deswegen hass ich dich ben de olsam ben de döverdim : ) neyine aciyon ki ucakta telini sen hi?? sinir tipler siz hiiiih : D
sina: cünkü saatin kac oldugunu ögrenmek istedim : )
efla: yanindakilere soraydin
sina: dün fatma hanimin yazilarini gugilde ararken, bişey gördüm
efla: lafi degistirme : D kiziyom ben simdi sana hahahahhahahahah
sina: ehehe taam ya bisi olmiycak korkma : ) ich ruf dich auch nisch an : D
efla: züpersin heheheheh

(…)

sina: hadi iyi geceler
efla: sana da selametle
sina: : )
dua ile..
efla: eyvallah, bilmukabele
sina: he bunu söylemesem patlarım
dün okudum
cahit yazmis
sen gönlünü yukariya bil
müthis di miii
efla: cahit senin babanin oglu degil!
ben de bunu söylemezsem patlarim
sina: ahaha
efla: muthis otesi
sina: bana ne yaa
kiskanma bizi : )
keske amcam olsaydi
efla: rasim özdenören demisti, cahit zarifoglunun da necip fazillastirilmasindan korkuyorum diye.. gecenlerde oturdum..cuk dedim ne yalan söyliyim
olsaydi keske tabii
amcan olsaydi da cahit demezdin ; )
sina: cahitcik derdim o zaman : D
amcama  z.cik diyorum da : )
efla: bizzit
sina: sensin bizzzit : P

55 numara bir insan

dün doktora gittim. bekleme salonuna alınmadan önce elime bir numara tutuşturuldu: 55. kabul ettikleri son hasta bendim. demek ki doktor bey bir günde 55 hastasını muayene edecekti. ve aslında bu yeni bir şey değildi: kimliğimizin rakamlara doldurulması. ama, ne bilim, yine de garipsedim işte. artık isimler kayboluyor, diye düşündüm. insanlar numaralaşıyor, dedim. ve insanlar numaralaştıkça bir sürü de numara çevirmeye başlıyor. böyle düşündüm işte, yanımda vıdı vıdı vıdı vıdı ve dahi bla bla bla bla konuşan erkek ile kıza sinir olurken (kadınlarda affedilebilir ama, erkeklere gevezelik hiç yakışmıyor).

dünya garip be dostum..

ve bazen bu garip dünyanın bir parçası olduğumu unutuyorum..

Camille Bazbaz, infinie solitude.