kulluk ve hiç.

Bir akışın içindeyiz.

Bir makro dünya düzeninin parçasıyız, kimi zaman etkin kimi zaman da pasif bir şekilde. Bir de makrodan mikroya geçtikçe küçülen fakat kendi içimizde derinleşen bir dünyamız var, ihmal ettiğimiz vakitlerde yüzeysel kalan. Toplum, aile, birey. Burada bitse yine iyi. Birey kendi içinde bir âlem. Sayısız güçlerin her gün yeniden savaştığı ve barıştığı bir ortam. Beden ile ruhun her gün yeniden karşılaştığı ve kendine rol biçtiği bir oyun. Dünya bir oyun arkadaşlar, bunu ne çok unutuyoruz! Hatırlasak, belki biraz serinleyeceğiz, gölgelerin geçici olduğu bu mekan ve zaman diliminde. Belki biraz inşirah dokunduracağız yanıbaşımızdaki insana.

Tabi tabi, bu kadar kolay değil hiçbir şey.
Fakat biliyor musunuz: Aslında tam da bu kadar kolay her şey! Çünkü İslam kolaylık dini, ve Peygamber (s.a.v.) bize müjdeleyici. Zalim biziz, zulmümüz dünyamıza.

Biraz duaya ihtiyacım var, biraz da gayrete.
Çok şükrüm olsun istiyorum bir de.
(Hep aynı hep.)

İçimdeki alemde kaybolmak istemiyorum.
Kulluk bu değil.

Dünya bir oyun..
„Ben“ bir hiç.

Advertisements

kırklar yediler geldiler.

Bu hayat yaşanacak. Başka çaremiz yok.
Dayanacağız. Yol böyle.

İyi ki de öyle. Yani diyorum ki:
Güzel de. Hamdolsun hamdolsun hamdolsun.
(Sen kimsin ki, Rabbinin işini beğeniyorsun?)

Hızırla Kırk Saat

15.

(…)
öğretmeseydim duvarını devirerek yoksulu kurtarmayı
çıkartabilir miydi musa
mısır’dan israil’i
delmeseydim bir yoksulun övüncü kayığını
geçirebilir miydi musa
kızıldenizden israil’i
bir vuruşta on pınar
çıkartabilir miydi çakmak kayalarından
öldürmeseydim hiç acımadan
gözünün önünde o çocuğu
bütün suçsuz çocukların katili
firavun’u boğar mıydı daha yeni kurumuş bir deniz

musa sürüyü şuayb’tan öğrendiyse
yolu dağı yaylayı benden öğrendi
şuayb’tan öğrendiyse köpeği
kurdu benden öğrendi
benimle kahve içti geceleri
onunla namaz kıldıysa sabahları
benimle dua etti akşamları
ondan aldıysa tanrı sevgisini
benden aldı korkusunu
ama ben karanlıklarda yittim
musa ışığa vardı
“kırklar yediler geldiler
beni alıp götürdüler
bir çok yeri gezdirdiler
sonra geri getirdiler”
deseydi musa yalnız beni anlatmış olacaktı

– Sezai Karakoç

toprak.

Neyin yüzü oluyoruz?
Bir resme indirgenmeye direndim ömrüm boyunca, ve şimdi insanın eşyalaştığı bir çağda nesneleşmeden ölebilmenin yollarını arıyorum. Kısacası bu. Bütün başarısızlıklarımı ve yorgunluğumu da belki bu direnişe borçluyum. Bu yılgın duruşun sonu nereye çıkar bilmiyorum ama, insanca yaşamak için elinden gelen tek şeyi yapmamak toprak olmayı reddetmek kadar absürd olmalı..

Bazı şeyler asla geçmeyecek.
Buna alışsak iyi ederiz.

diyalog – 56

– her zehir öldürür mü? dedi kadın.
– öldürmese ismi zehir olmazdı? dedi adam.
– hayır hayır anlamıyorsun, dedi kadın, yani belki zehirleyip de öldürmeyen şeyler vardır hayatta, bünyemize zarar vermek için var olan ama asla ve asla bizi tamamen yok etmeyen.
– işkence gibi mi? dedi adam.
– mesela, evet! dedi kadın.
– evet, var öyle şeyler. niçin sordun? dedi adam.
– çok yoruluyorum ama ölmüyorum, dedi kadın.

rıza.

1.
Yazmak biraz da duyguya mâruz kalmak demekmiş: Yazılanları okuduktan sonra nefret edenler çıkıyor, muhabbetini dile getirenler oluyor, hakaret edenler, övenler vs. – çok acayip. İlla bir ok, taş veya güle dönüşüyor demek ki kelimeler.

Bir insanı yazdıkları üzerinden ne derece tanıyabiliriz?
Bir insanı (yazılı) sözü üzerinden ne şekilde yargılayabiliriz?
„amel“ dediğimiz olay ile bu iki şeyin ilintisi nedir?
Zira, unutmayalım, niyet-amel ekseninde dönen bir imtihan dünyası burası.

2.
Allah’ın bildiğini kuldan saklarım çünkü kuldan merhamet bekleyişim azaldı. Adaletin dahi tesis edilemediği bir dünya düzeninde kimin merhametine sığınabiliriz ki? (Buraya bir çuval hayal kırıklığı gelecek.)

3.
„Allah bizden razı da biz Allah’tan razı mıyız acaba?“ dedi.

klar und unverständlich

Diese so vertraute Unruhe – ich muss sie aus alten Zeiten mitgebracht haben.

Fehlerhaftes Nachdenken betrübt die Seele, würde ein Philosoph jetzt sagen, ein anderer an ihm schief streifen, natürlich nachdenklich. Gestehen wir es uns zu: Wir sind regelrecht in einem Sog, erbaut aus Sorge ohne ein Für-. Wer ist der Drahtzieher? Und wessen Bauplan ist das Kummerkästchen ohne Fluchtlinien? Wie verängstigt doch so manch einer seine Blicke abwendet, wenn er Nähe erhalten kann. Perfide ist an all dem gar nichts, und genau das macht die Schuldzuweisung so absurd. Sie sagen, es sei „der Lauf der Dinge“. Dann frage ich: Woher die Beine?

 

.üç vakit.

Üç saat içinde üç vakit namaz kılabildiğimiz demlere geldik. Yine de akmıyor zaman, koşaradım yaralanan vakitlere rağmen. Huzur bulmadı bir parmak, dünyanın en muhteşem sözünü dijitalize ederken. Çok renksiz geçiyor günlerim, belki de alnımda taşıdıklarımı yol kenarına bırakmam lâzım. Üç gecedir şöyle dua ediyorum, uykuya dalmadan:

„Allahım çok şükür,
çok şükür Allahım, uyku anında
yılan tarafından zehirlenme korkusu yaşamadan
görüyorum kâbuslarımı!“

– Bana mektup yaz.
– Üzgünüm, yazamam.. üç saat içinde üç vakit dua ettiğimiz demlere geldik. Yazacak bir şeyim kalmadı. Sana..