werden

bazen özlemini çektiğim
bir kavramı yaşamak için sırf
kullanırım bir kelimeyi
kurarım bir cümleyi

ve insanlık devredışı
çünkü öyle birşey yok

öz-lemim ne kadar da ben-li
ben-den gelmeyen
eksiz ve yurtsuz

sahici insanların göz kırptığı bir alemde
zamanın akışına inanıyoruz ya
herşey bir augenblick

haberdârlık söz

esse est percipi

..diyor bir filozof. var olmak algılanmaktır. daha doğrusu: algılanmak var olmaktır. o halde: algılanmayan/ görülmeyen/ görünür kılınmamış şey ve kimse yoktur.

şimdi, bu kaide bir yerde biraz saçma. çünkü: misal senin benim bizim ve hiçkimsenin görmediği bir kara parçası yine de bir kara parçasıdır ve vardır. fakat evet, varlığından haberdar olmadığımız şeyin varlığından söz edemeyiz ve sözü edilemeyecek kadar yok olan şey „yoktur“ bir nevi.

sevgili okur,
üzerine afiyet şu aralar zikir meselesine kafa yoruyorum: Allah kendisini zikretmemizi neden istiyor? tabii ki de bizim buna ihtiyaç duymamızdan dolayı. fakat meselenin ontolojik bir boyutu da olmalı. zikretmekle ezelden beri bir Rahman tarafından percipi olduğumuzu yani algılandığımızı idrak ediyoruz belki de. ve bu bizi gerçek manada var kılıyor. diğer var olma biçimleri hep fasa fiso. demem o ki: percipi de bizim elimizde, esse de. yok böyle özgürlük..

ve sorumluluk..

anlatabildim mi?

umbringen

Ich fürchte mich so vor der Menschen Wort.
Sie sprechen alles so deutlich aus:
Und dieses heißt Hund und jenes heißt Haus,
und hier ist Beginn und das Ende ist dort.

Mich bangt auch ihr Sinn, ihr Spiel mit dem Spott,
sie wissen alles, was wird und war;
kein Berg ist ihnen mehr wunderbar;
ihr Garten und Gut grenzt grade an Gott.

Ich will immer warnen und wehren: Bleibt fern.
Die Dinge singen hör ich so gern.
Ihr rührt sie an: sie sind starr und stumm.
Ihr bringt mir alle die Dinge um.

Rilke

gizli beyân

Multi-tasking diyorlar ya. Benim öyle bir maharetim yok. Ve işin doğrusu: Bunu bir maharet olarak kabul etmiyorum. Prensibim: Yapıyorsa 1 insan birşeyi 1 anda, 1 şeyi yapmalı o an gerçekten. Sizi bilmem, kendimi o an yaptığım işe verebilmeliyim ben. Bilinçli olarak yürüdüğüm bir yol da değil bu esasen. Daha çok: Başka türlü çalışmıyor bünye. Cidden bak. Belki de bundan olsa gerek, sohbet ederken çay içmeyi unutuyorum. Ve bir film izlediğimde çevremdeki herşeyi. Sanırım bundan dolayı çok film izleyemiyorum. Kendimi var-gücümle kaptıracak gücü her zaman bulamadığımdan..

Herşeyi sonuna kadar gitmek istiyorum belki de. Yaşamak için. Yaşamak bu olduğu için. Dünyaya ne mutlu ne de mutsuz olmaya geldik. Yaşanmamış nice mutluluklar asılı afişlerde, görmüyor musun? Hepsi sahte. Gözümüzün içine içine soksalar da. Hiç biri değmiyor yaşamımıza ve yaşantımıza. Yoksa sen hissetmiyormusun hissetmediğini..?

Bak: bir iğnenin ucu ne kadar da görünmez. Ve batırınca -yani iğne yaşanınca!- ne kadar da bariz o aynı uç. Aynı dedim, garip oldu, değil mi? Sahi, ne var ki aynı kalan? Kalan – var mı böyle birşey? Hepimiz aynı kalmıyoruz. Bence hepimiz aynı gidiyoruz. Herşey bazen nasıl da âyan beyân.. Gizliden gizliye.

ist

sağanak bir yağmurun kurşûni damlaları vücudunla çarpışınca
sana değdiklerini sandın öyle değil mi
oysa sendin yollarını kesen

bir „çok üzülüyorum“un çırpınışı var gözünde
ve ben kelimesizce ve aciz bakakalıyorum

çığlıklar fısıldıyor birşey içime
belki bir vesvese belki bir..

bir insan kendisiyle konuşabilir mi
kendini bulamadan?

katlettim harfleri
ve manaya ses giydirmekten usandığım vakit
sessizce yanımda ol
olur mu

Überstehn ist alles
demiş ya Rilke
bence biraz farklı:
Alles überstehn ist.

diyalog – 13

– bazı şeyleri yapmıyorum, yaşamıyorum. sana saklıyorum herşeyi, dedi adam.

– emin misin? bence bana değil kendine saklıyorsun sakladıklarını, dedi kadın.

– nasıl yani?! diye sordu adam.

– sakladığın bir şeyin sevincini nihayetinde kendin yaşayacaksın yine, dedi kadın.

– fakat seninle yaşamak istiyorum işte! dedi adam.

– evet, meselemiz o zaten: benim ile, bende değil! şahit arıyorsun sen. sevincine şahit, dedi kadın.

– hata mı? diye sordu adam.

– değil tabi. ama bil istedim. istediğin şeyin ismini bil istedim, dedi kadın.

– sustu adam..

 

topuk ve tapınak

hiç dokunulmamış bir ten kadar
yetimdi gözleri
sevgiden ve umuttan

ve her şefkat ona uğramadan
geçerdi bu dünyadan

el olamıyordu diğer insanlar
çelik bir kapı gibi soğuktu seslenmeler

eninde sonunda bir son olmalıydı
biliyordu bir noktaya muhtaçtı
yeni cümleler kurmak için

harb ehli, selamet ordusu
bölük bölük yürüdüler yeryüzünde
fakat o bütün bunlardan arı
bir yarından ve her kinden ırak
yetimdi
gözlerinde

bir duası vardı:
ayağım kayacaksa
kaydığında sen
yanımda ol rabbim!

 

bekleme odasından notlar

Gizli bir doğuma / terkedilmiş bir kadın kadar / yalnızdı yüreğim.

Bizi bekleyen insanlar / olmasaydı, çalışmazdık.

En steril ortamın bile / penceresine toz ilişir. / Ve dünyaya her zaman tozlu bir pencereden bakılır.

Bir kadının karın bölgesi kadar / mühim değil zam paralık dünya.


Bir doktorun bekleme odasındayım. Benzer dertlerden dolayı aynı mekanı paylaşan, yani yolları kesişen ve fakat birbirlerine yabancı kalmakta ısrarcı davranan insanlar var etrafımda. Bakmıyor kimse bir başkasının yüzüne. Yazıya sığındım ben de.