cennet sesi

Ve çok derininde sayılara ve hesaplara direnen bir güç seni dünya ile hemhâl olmaktan alıkoyuyor. Soğuk kış rüzgarı yüzüne vurduğunda hülyalarından uyanıyorsun, bir günlüğüne. Gece yalınayak ve yalınkalp yatağına girip senden arta kalan şeylere sarıldığında ise kulağına gelen her sese önem veriyorsun. Arındığını düşündüğün hülyaların yeniden başına bela oluyor. Oysa dünya bu kadar değerli değil. Vallahi değil. Her an bağının koparılabileceği bir alemden öte bir yer olmayı başarmamış dünya, senin içindeki ebediyyet susamışlığını nasıl gidersin?

Gidilmemiş mekanlarımı, sevilmemiş kalplerimi, görülmemiş güzelliklerimi, tadılmamış sevgilerimi cebime koyarak göçeceğim buralardan.

Cennete hasret yaşanan hayatlar var.
Ve herkesin cenneti kendine.
Değil mi?

 

 

Advertisements

ağlamak üzerine.

– Nasılsın?

– Öfkemi koyacak bir yer bulamıyorum. Öfkemi imha edecek gücüm de yok. Kırgınlıkla yoğrulmuş bir öfkeden bahsediyoruz. Tamiri epey zor ve…
Dünyayı daraltan, hayatı neredeyse anlamsızlaştıran bir kırgınlık ve öfke bu. Zamanında, onlara çok ihtiyaç duyduğunda, yanında olmayanı şimdi ne yapacaksın? Ne sevmek ne nefret etmek, hiçbir şey yapılmaz öylesiyle. Değiştim, istemeden. Ve bunun ağırlığını tarif etmekten yoksunum.

kuşluk vakti

Bir varmış bir yokmuş.
Tasarıdışı yaşanan acı ve sevgiler kadar
gerçek insanlar
bir olup tevhid olup âlemden âleme geçiş yaparken
ölümleriyle rastlaştılar.

Yol ayrımındaki levhanın şiirselliği,
noktaların birleşiminden oluşan mâna
ve denizdeki köpüklerin zikri
ayrılığı hayata dönüştürmeye yetti.

Annem yatağımda yattı bu gece
ben annemin yatağında.
Bazen hangi kitabın kaçıncı sayfasında kendini
hangi rüyanın sonunda başkasını
bulacağını bilemezsin.

Ve ben seni
yavrukuşun tazecik tüyünde gezinen yaşam sevinci
kadar taptaze seviyorum.

 

başkaçaresizlik.

– nasılsın?

– dünyada devletler kurulup devletler yıkılırken, yüreğim kuş misali çırpınıp duruyor, ele avuca sığmıyor. gönlüne hükmedemeyen insan dünyaya nasıl hükmetsin ki? her öksürük ile birlikte ömrümden bir nefes daha eksiliyor. kaçınılmaz ân’a doğru giderken kim olarak gidiyorum, nasıl gidiyorum? „yine odana çekildin“ dedi annem. oysa hayır, yine içimdeki karanlığa çekildim. insanlara sunamadığım zayıf nokta ve yaralarımı oraya gizledim. çünkü, sebebi çok başit, başka çarem yok.

ölüm üzerine

Dün gece Albert Camus’nün felsefesini (ve intihar ile ilgili fikirlerini) bir makalede okurken, hemen ardından garip bir şekilde ünlü bir youtuber’ın intihar ettiği haberiyle karşılaştım.

„Belki de çağımızın vebası intihardır ve çektiği acılara rağmen intihar etmeyen her insan kendi çapında bir kahramandır!“ dedim sonra, kendi kendime…

Camus’nün şansı vardı: İntihar etmesine gerek kalmadan bir araba kazasında öldü.

Dinleyelim:

Muzaffer Ozak (k.s.) – Ölüm Müminlere Baldan Tatlıdır – Cuma Hutbesi 1979