sabır – 1001

– Nasılsın?

– Anlatacak bir şeyim olmadığı için değil, bilakis anlatacak fazla şeyim olduğu için suskunum. Biriken dertler bir noktadan sonra anlatabilirliğini yitiriyor, başımızın üstünde gezinen ve kimselerce görünmeyen ama daima orada ağırlık yapan bir buluta dönüşüyor. Gittiğimiz her yere götürüyoruz, çünkü peşimizi bırakmıyor.. Geçebilen ve geçmemekte ısrar eden şeyler arasında sıkışmış halde, ellerimle ufak bir tünel kazıyorum. Oradan bedenimi geçirip kurtaramasam da belki nefesimi ve sesimi kurtarırım. Bir gün öldüğümüzde bütün bunlar ehemmiyetsiz olacak. Lakin o vakte dek hayattayız ve bu zorluklara göğüs germekten başka çaremiz yok.

Advertisements

eski ajandalar

vakit: gece.

yarına dair umutlarımı canlandırmak için temizlik ve ütü yapmaya karar verdim. gecenin bi saatinde temizliği yaptım, ütüyü yarına bıraktım. onu da mutlaka en yakın zamanda yapmalıyım, zira yarını olan insanların işidir ütü: bir yere gitmeye hazırlanan, dışarıda görünmeye çalışan, velhasıl dünyada kendine bir yer bulabilen insanların yaptığı bir şey. benim de bir yarınım olmalı. çünkü çok basit: buna ihtiyacım var.

temizlik esnasında eski ajandalarımı buldum, haliyle biraz karıştırdım. rilke’den alıntı yapmışım bol bol. cahit zarifoğlundan ve başkalarından. walter benjamin’den bir söz de yazmışım, 2011’e ait ajandamda, görünce ilk defa okur gibi okudum. unutmak ve hatırlayamamak ne enteresan şey, değil mi? insan kendi yazdığını dahi unutabiliyor. bu çok acayip.

„Jedes Jetzt ist das Jetzt einer bestimmten Erkennbarkeit“ demiş benjamin. „Her şimdi, belli bir tanınabilirliğin şimdisidir“ diye tercüme edeyim size.

her ân’ın kendi içinde gizlediği, kimi zaman yakaladığımız, kimi zaman ise gafletle teğet geçtiğimiz, fakat her zaman kişiye özel bir idrak ve anlam var. benjamin bu anlamda mı sarfetmiş bu sözü bilemem, lakin benim bir felsefeci olarak çıkardığım anlam bu.

gaflet, cehalet, kaygı ve endişelerimi bu dünyada tastamam bırakabileceğim bir mekan yahut yürek bulamıyorum. bazen o hâle yakınlaşıyorum, fakat hep bir jetzt’in içinde kalıyor o. her yeni jetzt ile tekrar arayışlara giriyorum.

buna rağmen, bütün bunların beni cansızlaştırmasına da müsaade etmek istemiyorum. zira: Allah Hayy.

insan olmak güzel.
bazen zor olsa da.

sabrın içindeki

Vakit: sabaha doğru.

Kabûlü umulan dualar. Horozsuz sabahlar. Ezansız akşamlar. Minaresiz camiiler. Türkçesiz levhalar. Özlemli geceler. Şiirli bekleyişler. Anlamlı rüyalar. Konuşkan gözler. Perdesiz sessizlikler. Yağmurlu pencereler. Sisli havalar. Kopuk yollar. Kafesli kuşlar. Kitaplı düşünceler. Dağınık benlik..

Gün gelecek, her şey mâna kazanacak. Ayrılıklar, acılar, adaletsizlikler, yıkımlar, düşüşler, parçalanmalar. Hepsi.

Şimdi sabır. Biraz ve biraz daha sabır.

du bist groß.

Dinleyelim:

Muzaffer Ozak (k.s.) – Ey Allahım Beni Senden Ayırma – Segah Cumhur ilahi

Muzaffer Ozak (k.s.) – Uşşak Fasıl

Werkleute sind wir

Werkleute sind wir: Knappen, Jünger, Meister,
und bauen dich, du hohes Mittelschiff.
Und manchmal kommt ein ernster Hergereister,
geht wie ein Glanz durch unsre hundert Geister
und zeigt uns zitternd einen neuen Griff.

Wir steigen in die wiegenden Gerüste,

in unsern Händen hängt der Hammer schwer,
bis eine Stunde uns die Stirnen küsste,
die strahlend und als ob sie Alles wüsste
von dir kommt, wie der Wind vom Meer.

Dann ist ein Hallen von dem vielen Hämmern
und durch die Berge geht es Stoß um Stoß.
Erst wenn es dunkelt lassen wir dich los:
Und deine kommenden Konturen dämmern.

Gott, du bist groß.

Rainer Maria Rilke,
26.9.1899, Berlin-Schmargendorf