diyalog – 60

– Neden uyumuyorsun?
– Pişirmem gereken bir kek var daha.
– E pişir. Neyi bekliyorsun?
– Hâlimin düzelmesini..

Advertisements

düz

Bir insan:

Karmaşanın en düzgün parçasını aramaktan düz bir çizgide yürümeyi unutan bir insan düşün. Kaslarımız elimizde değil. Konuşmak, gülmek, ağlamak, taş kesilmek, ne çok şey mümkün gibi görünürken, şu an şimdi bir tanesini yaşıyorsun ve bunu neden yaşadığını soruyorsun. Kime? Kendine ve sana bunu yaşatanlara. Hesap sorar gibi mi? Bazen.. Sahi, sence insan insana yaşatır mı? Belki o da, işi gücü bizi kandırmak olan nefsimizin hilesidir. Yanılgının varisleriyiz. Biliyor musun, bir noktadan sonra sözlerin ehemmiyeti kalmıyor. Ve insan ne söz görmek istiyor, ne de söz göstermek.. Çünkü karmaşanın en düzgün parçasını aramaktan.. bunu söylemiştim, pardon..

Başka bir insan:

Senin sözün bitmiş.

bebek haklı beyler.

Güzeli tarife kalkışırken
çamura düştü insan.
İğrendi öz maddesinden.
Attı tiksinç objesini
attı başkasına çamur.

İlham etti alemlerin rabbi bir kuşa,
toprak ve suyun faydalarını.
Ve bir karga öğretti bize
defnetmeyi. Üstünü örtemediğimiz
cenazelerimiz dolaşır içimizde.
Gözlerine madeni para konmayan
bir Romalının acısı gibi de
değil, daha gerçek.

Ağaçtan düştü bir şaşkın. Sonra
ağacın ondan kurtulmak istediğini zannetti.
Zannetmeyenler bebeklerdi.
Bebeğin „annem burada yok, demek ki yok“
korkusu da bir bilgiydi, bilemedi
bu bilgeliği bin bilim adamı.

Ağlamayana vicdan yok.

Dinleyelim: Alatav – Çaykaram

trennen lassen

Natüralistlerdeki sonsuz ümitsizlik vurgusuna şahit olunca şunu soruyorum kendime:  Bu adamı bu zihniyetine rağmen güldüren, neşelendiren, işini severek yapmasına vesile olan, gayret veren şey ne peki? Ümit değil de ne?

Merhametten söz ettik bugün. Sonra „anne olunca anlarsın“ dendi yine. E  peki.

Gott spricht zu jedem nur, eh er ihn macht,
dann geht er schweigend mit ihm aus der Nacht.
Aber die Worte, eh jeder beginnt,
diese wolkigen Worte, sind:

(…)

Lass dir Alles geschehn: Schönheit und Schrecken.
Man muss nur gehn: Kein Gefühl ist das fernste.
Lass dich von mir nicht trennen.
Nah ist das Land,
das sie das Leben nennen.

Du wirst es erkennen
an seinem Ernste.

Gieb mir die Hand.

Rilke

„Peygamberimiz de yapmış.“

Çağın özeti: Çok iletişim, az sohbet var.

Babam az evvel (gecenin bir vakti yani), ev ahalisi uyuduktan sonra, Almanyaya geldiği ilk yıllarından bahsetti („Dört ailenin çok ekmeğini yedim“). Sonra Almanyadan önceki zamanına geçiş yaptık, çobanlık yaptığı yıllara („Allah için, ben de malı seviyordum“). Peşinden (Almanyadan evvel) İstanbula çalışmak için gittiği yıllara değindi. Gençliğinde gördüğü bir rüyanın etkisiyle Hollandaya işçi gitmekten vazgeçip ertesi sene Almanyaya gelişinden söz etti. Bir rüya bir hayata yön verebiliyordu demek. O rüya olmasaydı mesela, şu an Hollandada büyümüş/yaşayan bir insan olabilirdim, kim bilir. Veya her şey çok farklı gelişebilirdi. Ne garip.. Ve her şey esasen nasıl da dışımızdaki bazı işaretlerin bizi yönlendirmesi ile şekil alabiliyor.

Hamd.

 

and again and again and..

Bir insan:

Güzel şeyler söylüyordu ama ben anlamıyordum. Açık değildim böyle şeylere. Nereden bilebilirdim, o söylenen güzel şeylerin bir gün etime işleyeceğini? Ne çok şey sonradan anlaşılır! Hayat belki de bizi böyle terbiye ediyordur.. Geç mi kaldım şimdi? Güzele „güzel“ demeye? Kervan göçünce ne yapmak lazımdı? Bak, bunu bize hiç öğretmediler..

Bir başkası:

Kusura bakma, dikkatim dağınıktı. Tekrarlar mısın?

 

vakit doldu kunala

O da hayatın bir parçası, evet. Yalnızlık nasıl hayattan bir parça ise, yahut kardeşlik ve dayanışma. Hepsi bir bir vakti gelince üstüne düşeni yapacaktır. Bak, görüyor musun? Vaktinden evvel yaşamaya çalıştığımız her şey, acele etmekte hata ettiğimiz her şey istisnasız bir şekilde bize haddimizi bildirir. Bir de ertelemelerimiz var. Onlar da intikamını alır. Biliyor musun, bence alemin sırrı biraz da burada gizli: Şu an neyin vakti? sorusuna bulunan cevapta. Ve o cevabı uygulamada. Ölüm de vakti gelince seni bulacaktır, merak etme, seni unuttuğu falan yok. Aşk ölüm gibi mi işler, onu bilmem. Aşıklar ölmez demişler, diyenler aşık imiş. Yunus’un öldüğüne kim şahit olmuş? Sözü her yerde. Geçen bir arkadaş öyle dedi: „Değil mi, değil mi, demek ki hiç boş konuşmamış ki her sözü şiir olmuş.“

Diyeceklerim şimdilik bu kadar. Dağılabiliriz. Vaktidir şimdi.