ne varsa olmuştur.

Nergihan Yeşilyurt ‚un güzel yorumuyla şurada.

Köşe

Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk

Konuştun güneşi hatırlıyordum
Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı

Dişlerin öpülen çocuk yüzleri
Güneşe açılan küçük aynalar
Sert içkiler keskin kokular dişlerin
İçinden geçilen küçük aynalar

Ve güldün rengârenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı

Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin

– Sezai Karakoç

 

Advertisements

keskinlik

Anne baba hakkı ödenemezken Allah hakkı nasıl ödensindi. Kitaplarım yorgun, yüzümü okuyamamaktan. Bin çeşit gelecek hazırladım yüzüme, her türlüsü ölüme çıkıyor. Toprak olacak gözlerim, çare yok. Bir kastım yok, niyetim ise saklı, bulamıyorum. Topal köpeğin çekingen havlamaları, metruk kuşun dargın duruşları, her şey bir âlem. Kabrimizde bizi kim nasıl karşılayacak? Merhamet olmasa işimiz yaş.

Bugün mutfakta et doğramak amacıyla koca bıçaklar bilenirken, kuşlarımız canlarına kıyılabilir korkusuyla ürkmüş müdür acaba? Bir kuş hisseder mi mesela, eve gelen başka bir hayvana ait cansız etin ağırlığını ve parçalara ayrılışını? Ve kendi canının da bir gün bu şekilde çıkabileceğini? Ya ürkerse dedim ve duvarları deşen bıçak seslerini bastırması için arabesk müzik açtım. (Hoş, her ikisi de can yakıcı ya.) Korku filmi mi melodram mı? Dram tabii ki de.

Dinleyelim:

Dobranotch – Bayatilar

Sanaa Moussa – Nijmet El Sobh

Leonard Cohen – Lover lover lover

panoramik ağırlık

Nerede iştahla bir miktar para sayılsa, dünyanın başka bir yerinde bir aşk saflığını yitiriyor. Belki de tamamen sönüyor. Böyle inanıyorum. Dünya ahiret inancım bu yönde. Ve neden böyle inandığımı da kimseye açıklamak zorunda değilim.

Geçen bir rüya gördüm.. sizi ilgilendirmez.

Çok kaba, çok hantal, çok ters, çok hırçın, çok sert, çok inatçı – bu halleri de arada yaşamak lazım, değil mi.

Pahamızı biçmek isteyenlerin kalplerine acırdım ama bunu da başkaları yapıyor bile.

Görünürde bağlantısız birsürü fikir ve düşünce, kaotik ve karmaşık, hepsi bir yerde yolunu buluyordur, merak etmeyin. Zamanla olur. Olmazlar olmazken de olur esasen. Olmamak da mahluktur.

– Peki şu taşı nereye koysak?
– Biz mi? Oh nein! Biz dağa tırmanacağız, taşı sırtımızda taşıyarak. Dağın tepesine varmayı başarırsak, gözlerimizi kapatıp taşı yüksekten bırakacağız, yuvarlanacak, ve aslen geldiği yere dönmenin keyfiyle yerine oturacak. Biz koymayacağız, anlıyor musun? Taş bize manzara olacak.

imajinasyonundur.

Dün bir öğrencim „e o zaman dünyada her şey insan eliyle icad edildi ve hiçbir şey mutlak değil?“ dedi (bu şekilde söylemedi tabi, „icad“ ve „mutlak“ kelimelerini kullanan 18 yaşında bir almancı çocuğuyla hiç karşılaşmadım henüz. ama kavram, efendim, kavramlar hepimizde mevcut!)

– Yalnızlık ve beraberlik, başarı ve iflas, güzellik ve çirkinlik, bilgi ve cehalet, andsoon undsoweiter etcetera etcetera.. bu ve sair kutup kavramlar bir tek şüphe kıvılcımıyla kül olabiliyorken, hangi balonun içindeki hangi havaya özenecekmişiz ki, değil mi..?
– Bilmem.
– Valla ben de bilmiyorum.

Dekalog VI ending scene

Kardaşlar – Deniz üstü köpürü

 

 

güldürmenin şükrü

Wenn es nur einmal so ganz stille wäre

Wenn es nur einmal so ganz stille wäre.
Wenn das Zufällige und Ungefähre
verstummte und das nachbarliche Lachen,
wenn das Geräusch, das meine Sinne machen,
mich nicht so sehr verhinderte am Wachen -:

Dann könnte ich in einem tausendfachen
Gedanken bis an deinen Rand dich denken
und dich besitzen (nur ein Lächeln lang),
um dich an alles Leben zu verschenken
wie einen Dank.

– Rilke

Ayrıca okumak için:

Kemal Sayar – Kahkaha kimden yana?

 

diyalog – 72

Bir insan:

Her gün bir savaştan uyanırcasına uyanıyorum hayatıma. Dünyada yeterince savaş yokmuş gibi, her gece bir yenisini ben ekliyorum. Şikayetçi değilim esasen. Her sabah niçin daha çalışkan, daha güzel, daha zeki, daha iyi, daha sağlıklı, daha neşeli, daha genç, daha güçlü, daha dinamik, daha verimli, daha fonksiyonel, daha işlevsel, daha kullanışlı, daha çok birşeyler olmadığım sorgulanmazsa, şikayetçi değilim aslında. Yarın bir hayal. Şimdiyi de yaşayamıyorum. Bir zaman sıkışması, bir vakit tıkanıklığı bu. Oysa geçen, metronun kapıları kapanmak üzereyken bir genç adam nasıl yetişti bilmiyorum vargücüyle kapıları uzun süre tuttu, ve insanlar şükranlıkla geçti, vagona bindi. Kimse çalan alarmlara aldırış etmedi. Bak, görüyor musun, mümkün..! Neden tutamıyoruz kapıları, yetişemeyince? Alarmlar ürkütüyor belki de.. Kimin alarmları? Gereksiz korkular bunlar!

Başka biri:

Çok gereksiz şeylerden bahsediyorsun.

Dinleyelim:

April Rain – Waiting for sunrise

hikayeni taşı.

Bedenimi taşıyamadığım günlerim oluyor. Sıhhat, kalbin çarpmaya devam etmesinden ibaret değil. Ve kalp, bir et parçasından çok daha fazlası. İçime çöken bu kaynağı belirsiz ağırlığı ne ara nasıl seçtim? Zira zulüm insanın kendindendir, hep..

İnsan hayat hikayesinden mi ibarettir? Bu soruyu yıllar evvel fakültede bir seminerde tartışmıştık, ve bir sonuca varmadan çıktığım o dersten sonra bu soru hakkında uzun zaman düşündüm. İnsan, kısmen hayat hikayesinden oluşurdu, evet. Bundan şüphem yoktu. Fakat bunun çok ötesinde, başka bir şey varmış, bunu şimdi seçebiliyorum: İnsan, kendi hayat hikayesini nasıl taşıdığıdır. Hayat hikayesini tek başına yazıyor olsaydı belki o zaman sırf hikayenin kendisi olurdu. Fakat çevresindekilerin davranışı, aile yapısı, toplumun değer yargıları, yaşadığı çağın beklentileri, oturduğu mekan, doğduğu ortamın ona sunduğu imkanlar ve imkansızlıklar, genetik yapısı, sosyal becerileri vs. Bunların hepsi o hikayeye seyir veren faktörlerdir. Bir tabula rasa değildir insan. Fakat önüne sunulan öz-resmi ne şekilde okuyacağını (sabırla/ sabırsızlıkla, şükürle/ şükürsüzlükle, duayla/ isyanla) kendi iradesi, kalbi ve ahlakı ile seçer. Ve okuma şekli hikayeyi güzelleştirebilir. İnsan, kendi hikayesindeki ahlaktır.

Hikayemi şerefimle taşıyabilmek istiyorum.

Belki bir gün yaşamak da nasip olur..