için dışına sığmıyor

size rüyalarımdan bahsetmek isterdim aslında.
sonra size yorumlatmak.
size biraz güven emanet etmek isterdim yani..
elinize kalbimi verip, „senin için değerliyse okşa, değilse sık ve öldür“ diyebilmek.

bütün bunlar
içimde kurduğum dünya düzeninde
mümkün. evet.

şimdi ise dışımın hakimiyeti altındayım.
ve içim dışım bir olamıyorken ben
içimin kölesi olmaktan Allaha sığınırım!
(rüyalarımı saklıyorum..)

hey sizler, dışımdakiler!
sizler de içinizdeki olarak
dış dünyanın
rayından çıkmış haysiyetsizliği ile boğuşuyorsunuz değil mi?
Gazzedeki masum yetimin elinden alınan annesi
sizin de iç dünyanızda yer bulamıyor değil mi?

bazen
gönül güzelliğimizi korumak adına
delirmemiz gerektiğini düşünür gibi oluyorum.
aklımızı dış dünyanın şerefsizliğinden korumak adına..

fakat
delirmek çare olsaydı
delirirdi peygamber.
anlıyorsun değil mi?

hey sizler!
dışımdakiler!
şimdi bir güzel delirmeden
mücadele zamanı. bir güzel.

içimiz ile.
dışımızdaki meydanda.
içi boş zalimlere karşı..

Allah için.

dönüşememek

paradigmaları emanet bir milletin içine mahkum
bir kısım kayıp zamanlar yaşıyor gibiyim.

birşeyler  ters gitmiyor. çünkü hiç bir şekilde gitmiyor. gelişigüzel yazacağım bu yüzden.

aksiliklerimi bugünlerime sakladım. tüketeceğim hepsini birer birer. tüttüreceğim hepsini peşpeşe. duman duman olacak etrafım ve görünmez olacak vücudum. vücut dedim de, mevcut değilim ki ben..

mevcudiyetimin dayandığı insanları tek tek yok ettim. ve şimdi bir başıma yapayalnızlığımın terkinde bekliyorum. birşeyin değişmesini. yahut: birşeye dönüşebilmeyi. bakın, kafkanın dönüşüm’ü sanıldığı kadar trajik değildir. böceğe dönüşen gregor samsa, hem geçmişini unutmamıştır, hem de içinde bulunduğu anı ve içine düştüğü şekli tanımlayacak durumdadır, bir süre sonra da olsa. böcektir ve böcek olduğunu bilir. oysa en büyük sancılar, neye dönüştüğünü göremeyenlerin sancısıdır. bir büyünün kurbanı olduktan sonra aynasız ve kapkaranlık odalara terk edilmek gibi. büyünün dokunduğu yeri asla öğrenememek gibi. büyünün kendisinden şüphe etmeden..

sartre’nin „kapalı kapılar ardında“ adlı eserini okumuştuk lise sonda. o zamanlar „3 kötü bir rakam“ demiştim. hep görmenin ve hep görülmenin sıkıntısını anlatır sarte bir de orada. kafkanın böceği ise bir süre sonra görünmezdir..

hepsi aynı bunalımın farklı boyutları belki de..

hepimiz kör olsaydık  ama hiç istisnasız her insan kör olsaydı, yani dünyaya kör gelip dünyadan kör göçseydik, acaba hangi değerlere göre birbirimizi hakir görürdük? kibrimizi ve yeryüzünde fesat çıkarma potansiyelimizi acaba hangi mevcut özelliğimiz üzerinden yaşardık?

bütün bunlar Gedankenexperimente. ve ben düşünmeye ara vermiş, görgüsüzce bir mevcut olma derdiyle boğuşan, görünürlüğünün muhasebesini görünmez içkatmanlarında yapan aciz bir kimseyim. evet, belki de ben bir kimseyimdir.. kim bilir..

God knows.

Only God knows..

….

The Animals söylesin, House of the rising sun desin.

 

Gazze

Gazze için yeterince dua et-mi-yo-ruz!

Aksi takdirde birimizin duası kabul görürdü..
Yani içimizden birininki en azından..
Anlıyormusunuz?

Sözde hümanizmin canı cehenneme. Ve: Zalimler için yaşasın cehennem!

 

Dedin.

Rızan sınanıyor.
Gün be gün yeniden.
Sil baştan. Hep.
Hayır, bir savaş değil bu.
Daha çok: Celal ile Cemal’in buluştuğu bir ahenk oyunu.
Ve sen kimi zaman bu ahengin ve oyunun rüzgarlarına takılıyorsun.
Görüyorum. Şahidim.
Meltem değil her dokunuşları, kabul.
Fakat unutma ki: Rızan, sınanmak için yaratıldı.
Sınav ise, rızan için yaratıldı.

Hem:
„Bu bir demdir, gelir geçer..“

Özer Özel çalsın ve söylesin, Demedim mi desin.

Meryemim nerede?

Meryem.
Gel, bizi de alnımızdan öp.
Öp ki, filizlensin oradaki insan olma gücümüz.
Meryem.
Dünya bize dar. Ve burası bir kapısız kervanlar köşkü.
Senin rahminin merhametinde bize de var mıdır bir yer Meryem?
Var mıdır bize de bir şefkat sözün?
Parmak uçlarında gizlediğin diriliş kıvılcımların?
Bir şahlanış zamanı yaşıyoruz Meryem.
Ve bunun için sancılarımızı anlayacak bir çift göze ihtiyacımız var.
Gözlerin çivilerimizi sökmeli Meryem.
Gözlerini ver bize, acılarımızı verelim sana.
Yok edecek güç sende.
Var olacak dua bizde..

Meryem,
Gel..
Ve bizi alnımızdan öp..

……..

„Hurmalar da Meryem gibi mi gebe kalırlar“

Sezai Karakoç

OsmanHamdiBeyTwoYoungGirlsVisitingAShrine

 Resim: Osman Hamdi Bey

her yönün yol oldu, di mi?

hayy Allah!
ne garip bir varlıksın sen öyle be insan?
bak, ümitsizlikten düştüğün çöller sana nasıl da kaynak oldu!
bildin mi,
düşmek fiilinde gizli olan kıyamı?
susuzlukta saklı duran damlanın tadını?
bildin mi,
kendini ve haddini?

biraz Medet hepimizi paklar, a canlar.
sâkin olalım, sükûnet bulalım..

Can yine bülbül oldu
Hâr açılıp gül oldu
Göz kulak oldu her yer
Her ne ki var olundu

Ferhat bugün ben oldum
Varlık dağını deldim
Şirinime varmaya
Her canibim yol oldu

Geç ak ile kareden
Halkı çıkar areden
Niyazi der buradan
Durma sana gel oldu

Niyazi Mısri

Dinlemelik: Muzaffer Ozak Efendinin sesinden, burada.

bir anti-kahramanın kadınsı saçları

bir kadın için saçları önemlidir.

aksini iddia eden bir kadının kendi kadınsallığı ile sorunu vardır.

saçlarım uzadı. uzuyor yani.. ve saçlarım uzadığı zaman hayatın – bir şekilde- devam ettiğini hatırlıyorum. bütün sıkıntılara ve olumsuzluklara rağmen.

dün gece güzel insanların arasından eve döndüğümde başımı açtım. ve aynada gördüğüm suret: saçları yorgun bir insan. çevresindeki etkilerin ortasında kadın olma çabasıyla boğuşan.

sonra uykular uyudum. müsvedde olan. gerçek uykumu asla göremeyeceğim bu dünyada, bunu biliyorum. ve sabaha tedirgin ve korkulu sesler ile kaldırıldım. yine..

farkındayım. kahraman olamıyorum. kimseye.
dahası: bunu istemiyorum da zaten. fakat anlatamıyorum..

gözyaşlarımı çok ekonomik akıtıyordum oysa.. yani öğrendim bunu. ve bence herkesin hayatında bunu öğrendiği bir zaman dilimi vardır. bu zaman diliminden önce intihar etmediyse tabi ki..

biraz duamız da olmasa ne tesellimiz kalır ki bu alemde, değil mi..

rabbim, saçlarım yorgun
başımı okşar mısın?

Dinleyelim:

Holden söylesin, Ce que je suis desin..

diyalog – 15

– uykularından korkuyorum, dedi kadın.
– neden? diye sordu adam.
– uykularında rüyalar görüyorsun.. ya rüyalarında ben yoksam? dedi kadın.
– anlıyorum.. peki ya rüyalarımda ben de yoksam? diye sordu adam.
– ne görüyorsun peki? diye sordu kadın şaşkınlıkla.
– biraz hiçlik, biraz yokluk, dedi adam.
– buna ihtiyacın var değil mi? diye sordu kadın.
– insan olduğumu unutmuyorsun değil mi? diye sordu adam.
– gülümsedi kadın.
– uyumaya gitti adam.

hendrickje-sleeping