notlar – 1

insanın, ruhunun tahribatına engel olması gerekiyor. bedenini ezmeden.
insanın, bedeninin tahribatına engel olması gerekiyor. ruhunu yok saymadan.

akıl hocalığına bürünmek zor iştir. ardından çoğu zaman düşüş gelir. gönül bocalar.// dinlemek ise sabır ister. bunun için dahiyane bir akla sahip olmak gerekmez, geniş bir gönül kafidir.

gerekenleri dillendirmek ise prensip arayışıdır.
mahlukatın alın yazısı.

„aramakla bulunmaz.
ve fakat
bulanlar ancak arayanlardır.“

arayışına küfreden insanın ruhuna acırım:
sorumsuz ve ümitsizdir.

„Hiç kimse hem sorumluluk hem de ümitsizlik hissine aynı anda kapılmaz.“ (St. Exupery)

aramayan adam, kalabalıklar içinde yalnızdır.
arayan adam, yalnızlığı içinde kalabalık..

şehrin perdesiz pencereleri

her gece olduğu gibi, bu gece de rüyalı bir uykuya yakalanıyorum. uyandığımda, „gerçek dünyaya“ rüyalar aleminde biriktirdiğim yorgunluğu getiriyorum. trans-alem-ik bir yorgunluk bu (ben de taşıyıcı oluyorum). böylesi de varmış demek ki diyorum. ve yine gördüğüm rüyayı kimseye anlatmadan başlıyorum günüme.. (saatler ileri alınmış, annem poaça yapmış, hava pek güzel, fransızca ödevimden kurtuldum, saç tokam nerede)

akşam.. eve dönerken..
metro mu otobüs mü? sorusunu hiç sormadan. çünkü: otobüs. mümkünse daima otobüs. yeter içime kapandığım. dışarıyı görmeliyim. etrafımda birşeylerin yaşandığına, insanların sokaklarda yürüdüğüne, dünyanın döndüğüne şahit olmalıyım. içinde oturduğum toplu taşıma aracının dışına çıkabilmeli bakışlarım. taşabilmeli gözlemlerim. metroda böyle bir şansım yok.

ve perdesiz pencereler. ne çok perdesiz pencere varmış berlinde.. biri, hindu tapınağının üst katında. garip bir görüntü: alt katta belki de bir kısım insan tanrılarına taparken, gözleri yukarıya bakık, derin manevi bir hava içerisinde; bir duvar üstlerinde bir şehir insanı -belki ateist- LCD tivisiyle kanaldan kanala atlıyor.
ve otobüs seyir halinde oradan uzaklaşırken, ben o görüntüye mıhlanıyorum.

bir kanun çıkarılmalı: hangi dine ait olursa olsun, bir tapınağın üst katı olmamalı. sema olmalı tapınağın bir duvar üstünde.. LCD televizyonu değil.

niyetim bozuk

sanırım her kötü insan bir kimseyi yahut bir şeyi tuzağa düşürmek ister. şerefsiz politikacı adaleti, materyalist ekonomist mülkü, gözü dönmüş ideolog düşünceyi, tanrıcılık oynayan vaiz dini, kendini adamdan sayan entel güzelim sanatı..

ve galiba benim içimde de böyle sinsi bir fikir var: tuzağa düşürebilmeyi çok istiyorum. isterdim.
neyi? zamanı.
niçin? zaman kazanabilmek için.

sahi, ne zamandan beri zaman „kazanır“ olduk?
kazanmak (yahut kazanç) iktisadi bir kavram değil miydi?

Allah affetsin.

titremek

gördüğüm bütün kabusları kendimle taşıyorum. ikinci bir cilt gibi.
üstüme yapışık. kurtulamıyorum..
bazen çok yoruluyorum.
taşıyamıyorum..
çok ağır..

cebrailin peygambere gelişi ve peygamberin titreyişi.
korkusu. dehşeti.
ama aynı zamanda: ciltlerden arınışı.
üstünden atışı.
sonra fetreti.
ve nihayet dönüşü..
hep dönüş.
herşey dönüş.
dönmek
dönmek
dönmek.

titremeden, fetretsiz, dönülmez mi ki allahım..?

kişisel hayattalık oranım

insanın, kendisini zamanın içinde konumlandıramaması, yahut geçen zamanı kendisine yakıştıraması, belki de tersine: kendisini zamanın akışına yakıştıraması (bırakamaması?) gürültü ve huzursuzluk verici birşey.

zaman akıyor. takvim yaprakları bir bir koparılıyor. güneş doğuyor. batıyor. doğuyor. batıyor.. bedendeki hücreler ölüyor. yenileri üretiliyor. sonra onlar ölüyor.. bedenle birlikte ruha sirayet eden değişiklikler oluyor.
yaşanılıyor. yaşananlar hatıralaşıyor. hatıralar birikiyor. yenileri ekleniyor.. içerde birşeyler oluyor.
ama yine de herşey apaynı..

bir canlılık var dışarıda. birşeyler değişiyor. sokakta top oynayan çocuklar büyüyor. dünün ergenleri bugün aşık oluyor. dünün genç kızları bugün çocuk doğuruyor. çocukları bir gün top oynayacak. sonra aşık olacak. sonra..

devletler savaşıyor. yeniden. halklar isyan ediyor. silbaştan. öğretmenler yeni öğrencilere merhaba derken, ilkbahar kapımıza dayanıyor.

ruhlar tazeleniyor. esasen yaşlanıyor.. ölüme doğru.
hayatta olmak ve ölüme yaklaşmak aynı şey.

bir hareketlilik var. hareket. canlılık. canlılar.
zamanın, harekete ve dolayısıyla hayata durmaksızın yer verecek kadar güçlü olduğunu gösteren işaretler bütün bunlar.. hayat var. zaman içinde.

işaretleri görüyorum.
şahidim.
biryerlerde hayat var. anlıyorum.
birşekilde zaman var. seziyorum.
ama şahit, daima olayın dışındadır.

herkesin kişisel bir hayattalık oranı varsa, benimki şu an..
benimki.. şu an..

içimde bir gürültü:
ne kadar hayattayım?

nicht fertig werden können müssen

Vielleicht ist das neu, daß wir das überstehen: das Jahr und die Liebe. Blüten und Früchte sind reif, wenn sie fallen; die Tiere fühlen sich und finden sich zueinander und sind es zufrieden. Wir aber, die wir uns Gott vorgenommen haben, wir können nicht fertig werden. Wir rücken unsere Natur hinaus, wir brauchen noch Zeit. Was ist uns ein Jahr? Was sind alle? Noch eh wir Gott angefangen haben, beten wir schon zu ihm: laß uns die Nacht überstehen. Und dann das Kranksein. Und dann die Liebe.

Rainer Maria Rilke

aus: Die Aufzeichnungen des Malte Laurids Brigge