günlük

bugün okul çıkışı turcique ile konuşurken söz, günlük tutmaktan açıldı. „günlüklerim benim için çok değerli, ölürsem onları kime bırakacağımı bilmiyorum“ dedim. gülümsedi, „kızların olursa onlara bırak bence“ dedi.

eve geldim. günlüklerimi unutmuştum. ailemle oturup akşam çayımızı yudumlarken nasıl oldu bilmiyorum, dikkatimi izlediğim tv proğramına vermeme rağmen, bir an annemin söylediği bir şeye kulak kesildim: rahmetli nenesinden bahsediyordu. annemin nenesi birinci dünya savaşının acılarını derinden yaşamış bir insanmış. vefatına dek. evli ve bir çocuk annesiymiş. diyarbakırdan kaçmaları gerekiyormuş. eşi yaralıymış, büyük neneme „sen oğlumuzu alıp git, ben daha fazla dayanamayacağım. burda benimle kalırsan ve ben ölürsem perişan olursunuz“ demiş. büyük nenem başta itiraz etmişse de, eşi onu inka etmeyi başarmış. ve memleketini terk eden diğer insanlara dahil olup kaçmışlar..

savaş bitmiş. büyük nenem eşini bir daha görememiş. bir süre sonra tekrar evlenmiş. bu evlilikten rahmetli dedem dünyaya gelmiş. ve büyük nenem (adı Mahbub imiş) annemin rahmetli Aziz amcasına, yani savaşın korkusuyla yaşadığı o günlerde sırtında taşıdığı oğluna, kızdığı zamanlar ona „keşke seni de orda bırakaydım!“ dermiş. ilk eşini o şekilde geriye bırakmanın acısını ise ömrü boyunca unutamamış. torunlarına yani annemlere bunu sürekli anlatırmış..

böylesi bir acının büyüklüğünü hayal etmeye çalışırken, Mahbub neneme büyük bir saygı beslediğimi hissettim. sabrı kutsaldı. onu rahmetle andım..

keşke okuma yazması olsaydı, belki günlük tutardı..

geçmek

az önce eve döndüğümüzde arabanın içindeki sohbeti duymadım. buna rağmen bir an olsun kulaklarımın yerinde olup olmadığını kontrol etme ihtiyacı hissetmedim. duymadım çünkü dinlemedim. moralim bozuktu ve pencereden dışarı baktım..

renkler geçti yanımdan.. gece lambaları.. otellerin neon ışıkları.. açık bir internet cafe..  kapalı bir fırın.. bir otobüs.. içinde insanlar. hayır, aldattım kendimi: herşey durağandı. geçen bendim..

alla turca

ey bılog-u nâzik tenim,

bugün alla turca bir akşam yaşadık. pek güzeldi. özellikle çetenin bir kısmının, alman hayat tarzına uygun bir şekilde dakik davranıp konsere zamanlıca gidişi, diğer kısmının ise türklere yakışır bir biçimde konserin ilk tınılarını kaçırması, Batı ve Doğu müziğinin harmanlandığı böylesi bir konserde ne kadar da manidar bir davranış biçimi oldu, bilemezsin.

aferin biz dilrubalara :p

akrabalık

sevgili blog,

şu herkesi ve herşeyi birbiriyle akraba etme hevesim nerden geliyor, anlamış değilim.

mesela az önce bütün gündür evimizde dolaşan ve beni çok rahatsız eden kanatlı koca bir böceği (belki de kafkaydı), duvardaki aynaya konmasını fırsat bilip üstüne bir bardak geçirerek ve aynayı duvardan alıp yatay bir şekilde masanın üstüne koyarak yakaladım. böylece hem maksadıma ulaştım hem de böceğin canına kıymamış oldum. (sabah kimin tarafından özgürlüğüne kavuşturulacağını merak ediyorum. ben annem diyorum.)

mesele o değil ama. mesele, bunu yaparken „acaba bu böcek, bir zamanlar aynı metodla yakaladığım o böcekle akraba mıdır?“ diye kendi kendime sormuş olmam. hatta kim bilir, belki gerçekten de onun soyundan geliyordu. şayet öyle bir şey varsa, şu an sülalece benden nefret ediyor olmalılar.

geçen gün de (bu geçen gün dün olabilir) annemin kırmam için uzattığı yumurtaları yıkarken „oysa bundan bir civciv çıkacaktı, yazık..“ gibi civciv hümanizminden sayılan bir cümle kurduktan sonra anneme  „acaba bu yumurtalar akraba mıdır?“ diye sordum.

sevgili blog,

başka bloglarla akraba olabileceğine ihtimal verdiğimi biliyorsun değil mi?

Überstehn ist alles.

Rilke’nin, bu şiirini 1906 yılında askerliği esnasında canına kıyarak dünyadan ayrılan bir şair arkadaşına ithaf etmesi ve ona, sonuna kadar dayanan diğer ölülerden utanmamasını söylemesi, ayrıca şiirin sonunda da Galibiyetlerden bahseden kim? Dayanmak herşey demesi pek manidar doğrusu..


Requiem für Wolf Graf von Kalckreuth

Sah ich dich wirklich nie? Mir ist das Herz
so schwer von dir wie von zu schwerem Anfang,
den man hinausschiebt. Daß ich dich begänne
zu sagen, Toter der du bist; du gerne,
du leidenschaftlich Toter. War das so
erleichternd wie du meintest, oder war
das Nichtmehrleben doch noch weit vom Totsein?

(..)

Doch dies ist kleinlich,
zu denken, was nicht war. Auch ist ein Schein
von Vorwurf im Vergleich, der dich nicht trifft.
Das, was geschieht, hat einen solchen Vorsprung
vor unserm Meinen, daß wirs niemals einholn
und nie erfahren, wie es wirklich aussah.

Sei nicht beschämt, wenn dich die Toten streifen,
die andern Toten, welche bis ans Ende
aushielten. (Was will Ende sagen?) Tausche
den Blick mit ihnen, ruhig, wie es Brauch ist,
und fürchte nicht, daß unser Trauern dich
seltsam belädt, so daß du ihnen auffällst.
Die großen Worte aus den Zeiten, da
Geschehn noch sichtbar war, sind nicht für uns.
Wer spricht von Siegen? Überstehn ist alles.

Rainer Maria Rilke

1908, Paris
Ayrıca  şu makaleyi tavsiye ederim.

hangi son?

dünya
anglikan kilisesinin kuruluş sebebi kadar trajikomik
bir fahişenin dişlerine bulaşmış ruj kadar adi
yaşanmamış bir hikayenin sonu kadar belirsiz
bir zaman ve mekan bütünü olmalı

bilmem bunları kime anlatmalı
trajikomedya ve adilikten geçtim
hikayemin sonu açık kalmalı

kusmuk torbaları

kalabalıkların kustuğu gürültüler ler ler ler
çok yorucu ya şu dünyada
kulaklarımı tıkadım bugün
kusmuklara torba olmasınlar da

bir şairin içi toprak kaydı o esnada
ama ben duymadım
kulaklarım tıkalıydı
toprakla

bilinçli kandırış

birazdan gideceğim, gelmenin gitmek için var edildiği bilinciyle. gideceğim. arkama bakmayı unutarak.

gözlerindeki garipseyici bakış gitgide büyüyecek. pes edeceksin bir noktadan sonra. oysa ne garip, bu dünyada beni hâlâ anlamaya çalışan insanlar var. pes edecekleri günü dünya gözüyle görür müyüz dersin..

bir yabancılaşma sürecinin yabancılaşan tarafından çok, süreci olmak gibi bir şey olmalı bu. oysa dün ne güzeldi herşeyin bir kısmı. hayır, herşey güzel değildi. kandırmayalım kendimizi.

bir yerlere dayanmak isteyen kafamı görmezden geliyorum. bilinçli bir kandırış bu. çünkü dünya böyle de dönüyor. ve bir kez daha: dünya böyle de dönüyor. ve kafam hareketsiz. dünyanın etrafında dönen kafalara küfrede küfrede yaşayıp gidiyoruz. küfrediyorum öyleyse hâlâ varım. zum teufel mit euch! diyememenin ağırlığı ile..

ve sen de yoruldun değil mi..

law vs. philosophy

sina sagt:
o mon dyö
„verwirkt“
wie redest du denn  :p
[/c] sagt:
cool ge
sina sagt:
boah ey ich stelle mir grad vor wie du reden wirst wenn das studium fertig ist. ich werd dich dann besuchen und du wirst sagen
du hast das recht deine schuhe vor dem betreten meines eigentums auszuziehen
[/c] sagt:
: ))
übertreiberin
sina sagt:
anstatt zu sagen
ayakkabilarini cikarsana : ))
[/c] sagt:
wenn, dann sage ich du bist verpflichtet
aber du mit deinem philosophie zeug
dann bring ich dir einen tee
und du wirst sagen
tee? das ist kein tee…
das ist die frucht von pflanzen in verbindung mit dem leben
diese verbindung wurde dann äußerst hoher hitze ausgesetzt
das wird alles so beschmutzt mit einem wort dass lediglich 3 buchstaben hat
sina sagt:
ich bin keine lebensmittelchemikerin
beceremedin :p
[/c] sagt:
hätt ja sein können :p
sina sagt:
ich werd sagen
[/c] sagt:
und tippst und tippst
mashallah
bin ma gespannt was kommt : ))
sina sagt:
süßer tee? das ist ein beispiel für den substanzdualismus. zucker und tee verhalten sich wie körper und geist. trotz der kontradiktorischen konstellation ist es ein konzept der weltlichkeit und metaphysik.
oder so ähnlich : p
[/c] sagt:
: ))
und dann werde ich auf das wort verwirkt reduziert
du übertriffst alle meine juristsichen fähigkeiten
sina sagt:
(:
ich mag dich man
[/c] sagt:
(:
ja man munkelt, ich mag dich auch
sag ma wolltest du nicht hierher kommen?
sina sagt:
ich wollte schon immer dorthin kommen (das war eine logische antwort). hierher? wo ist denn hierher? (das war eine philosophische antwort). ich habe das recht, nicht dorthin zu kommen (juristische antwort). ich wäre gekommen aber ich spüre zurzeit eine negative energie, es ist besser wenn ich die nächsten tage das haus nicht verlassen (esoterische antwort)
[/c] sagt:
: ))
kurzgefasst
du kommst net
sags doch so
man man
das studium tut dir nicht gut
sina sagt:
ich hab am freitag uni schatz
ich kann nicht kommen
ich liebe das studium man
es tut mir super gut
[/c] sagt:
im ernst jetzt
cool freut mich
sina sagt:
valla, ich bin voll zufrieden
ich spasse nur rum
normalerweise rede ich nicht so :p
[/c] sagt:
also da fragen wir lieber ma die anderen : D
von sich selbst sagt man immer
ich red nicht „so“
hast es dir bestimmt unbewusst angewöhnt
sina sagt:
die anderen? wer sind denn die anderen? ist nicht jeder von uns ein wenig der andere? :p