yumurta

vakit: gece.

yüzleşemediklerimle yüzleşiyorum yine..

kuşların insanlara bu denli benzediklerini bilmiyordum. kuşum Fıstık yumurta koymuş. muhtemelen sabah. ve bir süre sonra kırıp yuvasından atmış. öğleye doğru yumurta kabuklarını görünce anladım olanları. ve şimdi düşündüm de,

bence biz insanlar da aynen bunu yapıyoruz: hayallerimiz, o yumurta kabukları gibi. ümidimizi kesince hayallerimizi kendimiz kırıyoruz.

fakat Fıstık yuvasında oturmaya devam ediyor. ümidini yumurtadan kesiyor, yuvasından değil.

vakit: baş ağrısı.

 

meister.

kendi yalanında boğuldu hep insan
üstümde duadan örme zırhım
alnımda kırılgan neşem
bitmeyen dalgaların köpükleri
taş yontar
sevebilseydim severdim her an

yalanında boğulan kaç insan var?

uzaktan daha uzak bir insan biliyorum
yakından daha iç
üç beş kuruştan öte bir dünyada
güzelliği güzellikten daha öz
umudu şiirden daha şiir

denizine sarıla-bilen kaç insan var?

sen
-inle.
yüzü
-yorum.

benliğin kıyısında.

– Nasılsın?

– Sanırım bende „kaldığı yerden devam edememe“ hastalığı var. Doktor olsaydım muhtemelen kendime bu teşhisi koyardım, beynin nörolojik deformasyonlarına girmeye ne hacet. Oysa önümde büyük bir deniz var, bir cesaret etsem, geniş bir unutuşa doğru yüzeceğim, yaşanan herşeyi ardımda bırakarak. Bir geminin gelmesini mi bekliyorum? Ne saçma! Geminin keyfine muhtaç kalmayı hangi gönül ister ki? Mert olsaydım, şu an olduğumdan daha cesur ve mert, mavi sulara doğru yürürdüm. Kıyıda beklemekle de yaşanmıyor. Kaçınılmaz bir şekilde yaşanmayacaksa, denize dalarken de yaşanmayabilir. Önümde iki yol vardı, birini seçtim. Sonra yol yine ikiye ayrıldı, yine seçtim. Ve bu üstüste gelen dallı budaklı seçimlerimden şu anki hâlimle bir ben doğdum. Ne yapacağız şimdi? Doğurana mı kızacağız, doğana mı? Hangi mabedin avlusuna bırakabilir ki insan kendini? Gemiler efsane. Yüzmeyi öğren.

WortEnde

vakit: gece.

tek mülküm kelimelerimi de yitirdim
şimdi kelimelerden geriye ne kaldıysa
ona tutunuyorum
gizli mânâ ve yüksekten atlayan duygular
insanların dünyasına girememenin acısını
insanca çekiyorum

karanlıkta boğulan yalnızlıkları
bir kavanoza tıkayıp
sabaha neşe ile uyanma sanatı

vergi, fatura, rakamlar, zarf
kelimelerimi yitirdim
harf harf..

susuyorum.

inci.mercan.

– Nasılsın?

– İncinmemeyi de öğrenebilecek miyim acaba? İncitenler genelde incitme niyetiyle yapmıyor bunu, bu yüzden onlara incittiklerini hissettirmek istemiyorum. Kötü bir niyetle yapmadıkları şeyin vicdan azabını neden çeksinler ki?

Ama inciniyorum işte. Böyle de bir gerçek var, yüzleşmem gereken, kimseye bildirmeden. Ne zaman incinsem, vakt-i zamanında kırılan kalbimin, sandığım gibi tamir edilmediğini fark ediyorum. En ufak dokunuşta sarsılması başka türlü açıklanamaz. Aşmak istiyorum artık bunları. Yaratıcının sözüne açılmak var iken kalbimi kulların incitici sözlerine yem etmek istemiyorum. Anlıyor musun? Anlıyor musun derdimi?