birikiyor

– Nasılsın?

– Anlatamadığım ne çok şey var..

Advertisements

güzelleşmek üzerine

meşhur sanatçının intihar haberinin hemen ardından falanca mankenin foto galerisi var. az ileride düşük kalorili yemek tarifleri. resimlere ve fotoğraflara sıkıştırılmış, basitleştirilmiş koca ve derin hayatlar..

herkesin bir doğum anı olduğu gibi, öleceği anı da var. o ana dek gayret ve sabırla hayata tutunmak kadar büyük bir şeref bilmiyorum.

acısız insan yok. kiminin acısı görünürdür, kimisininki ise çok gizlilerde. fakat insanı insandan ayıran, acısıyla olan ilişkisidir.

çilesiyle güzelleşen insanlar gördüm.
ve bu çok şey.

 

 

yumurta

vakit: gece.

yüzleşemediklerimle yüzleşiyorum yine..

kuşların insanlara bu denli benzediklerini bilmiyordum. kuşum Fıstık yumurta koymuş. muhtemelen sabah. ve bir süre sonra kırıp yuvasından atmış. öğleye doğru yumurta kabuklarını görünce anladım olanları. ve şimdi düşündüm de,

bence biz insanlar da aynen bunu yapıyoruz: hayallerimiz, o yumurta kabukları gibi. ümidimizi kesince hayallerimizi kendimiz kırıyoruz.

fakat Fıstık yuvasında oturmaya devam ediyor. ümidini yumurtadan kesiyor, yuvasından değil.

vakit: baş ağrısı.

 

meister.

kendi yalanında boğuldu hep insan
üstümde duadan örme zırhım
alnımda kırılgan neşem
bitmeyen dalgaların köpükleri
taş yontar
sevebilseydim severdim her an

yalanında boğulan kaç insan var?

uzaktan daha uzak bir insan biliyorum
yakından daha iç
üç beş kuruştan öte bir dünyada
güzelliği güzellikten daha öz
umudu şiirden daha şiir

denizine sarıla-bilen kaç insan var?

sen
-inle.
yüzü
-yorum.

benliğin kıyısında.

– Nasılsın?

– Sanırım bende „kaldığı yerden devam edememe“ hastalığı var. Doktor olsaydım muhtemelen kendime bu teşhisi koyardım, beynin nörolojik deformasyonlarına girmeye ne hacet. Oysa önümde büyük bir deniz var, bir cesaret etsem, geniş bir unutuşa doğru yüzeceğim, yaşanan herşeyi ardımda bırakarak. Bir geminin gelmesini mi bekliyorum? Ne saçma! Geminin keyfine muhtaç kalmayı hangi gönül ister ki? Mert olsaydım, şu an olduğumdan daha cesur ve mert, mavi sulara doğru yürürdüm. Kıyıda beklemekle de yaşanmıyor. Kaçınılmaz bir şekilde yaşanmayacaksa, denize dalarken de yaşanmayabilir. Önümde iki yol vardı, birini seçtim. Sonra yol yine ikiye ayrıldı, yine seçtim. Ve bu üstüste gelen dallı budaklı seçimlerimden şu anki hâlimle bir ben doğdum. Ne yapacağız şimdi? Doğurana mı kızacağız, doğana mı? Hangi mabedin avlusuna bırakabilir ki insan kendini? Gemiler efsane. Yüzmeyi öğren.