!

şerefsizliğin bu kadarı..!

Advertisements

israf

sevgili blog,

şu kanıya vardım: israf etmemeliyim. ne zamanımı, ne düşüncelerimi, ne sözlerimi, ne bakışımı, ne sinirlerimi, ne sevgimi, ne umudumu, ne inancımı,  ne yiyeceğimi, ne paramı ne  de başka herhangi birşeyimi.

ve evet, bence herşeyin bir israfı vardır. bir bereketi olduğu gibi..

…………………………..

israf etme beni.

bereketlendir bizi.

ütopya?

Şu yemeden içmeden yaşayabilen adam da neyin nesi? Nasıl olur bu? Hadi diyelim bu bir mucize ya da insanoğlunun, nefsi üzerindeki hakimiyetinin ispatı. Hadi diyelim, inancı ve Yoga ayinleri cidden böyle bir etki sağladı. Neyse ney.

Peki bundan menfaat çıkarmayı düşünen bilim adamları? Onlara ne oluyor!?  İhtiyar adamın sırrını çözüp, hiç yemeden içmeden yaşayabilen robo.. ay pardon „insanlar“ üretmeyi hedeflemişler.

Heh, bi bu eksikti. Şimdi tam oldu! 100 yıl sonra şimdiki e-kitapların daha elekronik olanlarından okuyacak tarihimizle ilgilenen torunlarımızın torunları: Meğer „kiraz dudaklım, elma yanaklım“ yazmışız biz ataları.

Kiraz mı? O da ne? Tadı nasıl? Sahi ya: Tad ne? diyecek zavallılar.

Yazık.

(Hatta belki, „iki dudaklım, iki yanaklım“ diye sevecekler birbirlerini. Çünkü aşırı radyasyon, ve DNA üzerinde oynayan adamların mantar gibi türemesi  yüzünden dört yanaklı ve dört dudaklı insanlar da olacak. Düşünsenize: İki ağzı olan insanların dırdırı! O mon Dyö! Hiç çekilmez.)

bütün bunlar oksijensizlikten.

bu dünyada düzeltmeyi becerdiğim tek şey ortografik hatalar. onun dışında hiç bir şeyi düzeltemiyorum. oysa düzeltmem gereken şeyler var. galiba.. yani emin değilim. yani öyle diyorlar..

sanırım yaygın güzellik anlayışına göre kilomu, yaygın kariyer anlayışına göre de notlarımı düzeltmem gerekiyor. ve bunlar eisbergin/aysbergin görünen ucu. suyun altındakileri de gidin siz kendinize sorun. herşeyi benden beklemeyin! kelin oksijen şişesi olsa, kendisi suya dalarmış.

hayal işte.

çok yavaşım ve çabuk yoruluyorum. mevcut duruma bakılırsa: yaşlılar gibiyim.

ama olsun. hedefimde, torunlarıyla birlikte harley davidson süren bir nene olmak var. hani şu yüksek hız yaparken, yüzündeki kırışıklıklar bayrak gibi havada dalgalananlardan. peki bu evrim nasıl olcak? diye soracak olursanız:

Allah ömür verirse şöyle: yarın yürüyüşe çıkacağım. evlenince elimde merdane ile eşimi kovalıyacağım (koşacağım yane). anne olunca çocuklarımı bisikletle okula bırakacağım. hatta anne-evlat Tour de France’e katılabiliriz :P  derken böyle yavaş yavaş hızımı arttıracağım. belki torunlarımın çocuklarıyla da uzaya gideriz. bakalım. ona daha tam karar veremedim.

Talebe dediğin iki nevidir.

Öğrenciler iki çeşittir:

1. dersten sonra öğretmenin yanına gidenler.

2. dersten sonra sigara/ kahve içmeye gidenler.

he bir de bunların hibrid türleri vardır tabii: bunlar,  işleri düştüğü için (ya da arayı açmamak için) bazen öğretmenin yanına giderler, bazen de „neeeşşşiim olur bea“ deyip öğretmenin yüzüne bile bakmazlar.

düş kulağımdan!

derste fransanın istiklal marşını tanıtalım derken başımıza bela aldık sanırım: melodi ve sözleri kulaklarımı ve zihnimi bırakmaz oldu (bkz. Ohrwurm). ama olmaz ki canım. insan bu kadar da yapışık olmaz ki.

dı dıdı dı dııı- la patriieee..

aaa ama yeter!