no translation

kadının alkol almak gibi bir ihtiyacı yoktur.
melankolisi yeter.

kafayı bulmanın metodları çokça. ve alıp verdiğimiz her nefes kadar sayısızca değişikmiş anlarımız.
biraz yoksunum aslında. insanın kendisini tercüme edemeyişi ne zor şeymiş arkadaş. ağırlığı ezici, acısı yakıcı.

bazen, evet, ifade değil tercümedir bütün mesele.
hangi dile? kimin anlayabileceği şekilde? ve ne uğruna..?

şu „trans-„lar yok mu, ömrümü yedi..

unity in diversity?

Wie ist doch Gottes Schöpfung reich!
Kein Wesen ist dem andern gleich.
Der Mann ist anders als die Frau,
und blickt das Aug‘ noch so genau:
Es findet nirgends gleichen Schein.
Wie könnt‘ ein Wunder größer sein?
Der Stimmen Fülle Wunder bringt,
denn keine wie die andre klingt.
Viel hundert Blumen stehn im Reigen,
und alle andre Farben zeigen.
Es gleicht nicht einmal ganz und gar
ein Grün dem andern, nehmt’s nur wahr!

Meister Eckhart

paranormal hope

Ödev yazmak için başına oturduğum bilgisayarım kısa bir süre sonra bir uçan halıya dönüştü, beni konudan konuya götürdü: Filistin, çağdaş edebiyatta son gelişmeler, uykusuzluk sorunsalı, sanat dünyası, feminizm ve gender tartışmaları.. Sanırım bedenimde bir kognitif bölünmenin gerçekleşmesini bekliyorum: Bir yanım nette gezinirken, öbür yanım o arada ödevi yazsın ve ardından şöyle desin istiyorum: „Şşş! gel laa tamamdır, hallettim.“

Çok mu şey istiyorum?

düşüş, dönüş ve boşluk

1.
Her „bak şimdi sıkıca tutundum“ deyişimde kendimi tekrar düşüyor buluyorum. Eski rolmodellerine, sosyal çıkmazlara yahut ruhumun dehlizlerine.. Silkelendiğim önyargıların tekrar üstüme yapışması, kurtuldum dediğim duyguların beni tekrar içine çekmesi.. hep eskiye dönüş, yeniden. Hayal kurmanın rahatsız edici ağırlığını kaldıracak güçte miyim? Bilemiyorum.

Ölene dek tırmanan, yorulan, düşen, mola veren, tırmanan, yorulan, düşen, mola veren vs. bir varlık olmak belki de hepimizin kaderi. Sanırım bir tek tırmanışlarımızın süresi ve düşüşlerimizin acısı spesifik ve bize özel. Bir de tutunmaya çalıştığımız dallar, kendi umutlarımız ve arzularımız, bir de onlar akıl almaz derecede birbirinden farklı.

2.
„Elimdeki alet ve edevatı nereden getirdim?“ diye sorguladığım günden beri, ellerim daha bi boş. Çünkü kimi zaman ellerimiz başkalarının ve içimizdeki başkanın emrinde hareket eder, bilincimizden habersiz. Sadece maddeten değil manen de tutuşturulur elimize birşeyler. Özümüze ters düşen nice şey elimize geçmiştir bu şekilde.. İnsan, kabul ettiği şeylerin niteliği ve niceliği derecesince kendisidir yahut kendisinden uzaktır. „Empfangen“ diyor almanlar.. Şunu öğrendim: Boşluk, kişilik ve kendindelik isteyen birşey. Evet, boşluğu kabul etmek her yiğidin harcı değil..

demoda ve simyagerlik

1.

Sanırım çok yavaş yaşıyorum. Kimilerine göre fazlaca. Sahip olduğum ve ilgilendiğim bir çok şey ile „demode“ olacak kadar. Bu „yaşam stilimi“ (bkz. frenkçe lifestyle) en iyi-niyetli şekilde dile getiren kişi annem (bkz. „ne kadar rahatsın, hayret ediyorum!“). Fakat pek tabii herkes onun kadar merhametli yaklaşamıyor bana. Daha açık konuşayım:

Dün iki insanı şok ettim: birisi gözlükçü bir abla, diğeri de ergenliğin doruğunda olan  kuzenim M.
Gözlükçü abla yıllardan beri aynı gözlüğü takıyor olmama hayret etti. Ama ne hayret! Savunmaya geçme gereksinimi duydum neredeyse, „E bir zamanlar da bu gözlük modaydı“ dedim. Eminim içinden „İyi de o bir zamanlar geçeli epey oldu. Bu arada nerdeydin?“ diye sormuştur. Zira gözlerimle dinledim, bakışlarının fısıltısı hiç şüphesiz bu yöndeydi. Kuzenim ise „İnanmıyorum! Ben daha şööööyle ufakken o telefonu kullanıyordun! Hala da kullanıyorsun!“ diye şaşırdı, kendisine almayı arzuladığı I-Phone modellerini ve fiyatlarını saydıktan sonra. „E işimi görüyor, yeter.“ dedim. (Bu savunma refleksimi sevmedim.)

Hasıl-ı kelam zaman ve ben, garip bir ilişkimiz var vesselam.

2.

Gaston Bachelard’ın Simya ile ilgili düşünceleri çok ilginç. Örneğin, simyanın bilimsel değil ahlaki bir uğraş olduğunu söylüyor. Modern kimyanın simyaya tepeden bakışının bu sebepten ötürü gerekçesiz olduğunu iddia ediyor. Paradigmalar değişime uğradıktan sonra, aynı ölçeklerle yaklaşmak cidden ne kadar da saçma..

Kendini sabırsızlığın ve tatminkarsızlığın zirvesinde bulan ve tüketim odaklı işleyen ruhların gitgide çoğaldığı bir çağda Simyagerlik kurslarının açılmasını talep ediyorum! Maksat altın yahut gümüş değil, iç cevher arayışları olsun.

3.

„Il faut changer“ yani „Değişim gerekli“ diyor Gaston Bachelard kendisiyle yapılan bir söyleşide, şurada.

Aktualite, moda, modernlik, zaman ve bütün bu olguların ortasında insan.. Bunun üzerine biraz daha düşüneyim ben.

bir filistin gene var

kaydet arabım kartımın numarası belli değil
çocuklarımın sayısı sekiz
dokuzuncusu da yolda
yazsonunda burda
kızıyor musun

(…)

kaydet arabım sen yağmaladın bağlarını atalarımın
sürdüğüm çocuklarımla sürdüğü toprağı
sen yağmaladın
bana ve torunlarıma hiçbir şey bırakmadın
şu kayalıklardan başka
ve diyorlar ki hükümetiniz bunları da alacakmış
öyle mi

öyleyse kaydet
kaydet birinci sayfanın en başına
nefret etmem insanlardan hiç kimseye saldırmam
ama aç kalınca yerim etini toprağımı gasp edenin
kolla kendini kork benim açlığımdan
kork benim öfkemden kolla kendini

Mahmut Derviş

vielleichtigkeitsgrenze

….

Vielleicht fällt es uns allen schwer, persönlich Empfundenes sprachlich zum Ausdruck zu bringen, ohne in eine lächerlich wehleidige Gefühlsduseleifalle zu tappen.. Der Grund? Zeitgeist. Vielleicht..

Dabei gilt: Vieler Worte bedarf es oft gar nicht. Jedes wirkliche Gefühl hat etwas Schlichtes an sich. Etwas komplex Schlichtes..

Die Möglichkeit, dass wir uns in einem Spiegel betrachten und darin unter den uns eigenen aber dennoch fremden Fingernägeln lediglich die Oberfläche von Worten finden könnten, ist eine viel zu große Gefahr, die wir um jeden Preis meiden möchten. Denn: SO sollte unser Selbstbildnis nicht aussehen. Vorhanden sein allein reicht uns nicht – erhaben wollen wir alle sein. Zu recht? Vielleicht..

Die Grenze – wenn es sie denn gibt- zwischen Schlichtem und Banalem ist nicht immer erkennbar. Das erhaben Schlichte in die Welt zu tragen, ohne eine Kinderkrakelei-Banalität fabriziert zu haben.. Mir scheint, das ist nicht jedermans und jederfraus Sache.

So bleibt oftmals das Schweigen übrig. Denn nur dieses ist in der Lage, Grenzen unwirksam zu machen..

Vielleicht..

amatör çiftçilik

yalnızlığımı nereye ektiğimi bilmiyorum. tek bildiğim, onu mütemadiyen suladığım. bir gün güzelce filizlenir ümidiyle. ama.. kimi zaman suyu hangi dereden getirdiğimi de bilmiyor gibiyim. yarı-meçhul ve pek-kaypak bir ruh ekolojisi benimkisi. bütün suçu toprağa atacak kadar alçak olsaydım, attığım tohum büsbütün suç olurdu. bunu yapmadım ve yapmayanlar safında kalmayı umut ediyorum. tek tesellim belki de bu. tek gururum.

biraz karmaşık. olur böyle şeyler..