diyalog – 40

– her zaman biri daha çok sever diyor bir şair, haklı galiba, dedi kadın.
– ben olayım o, teklif etti adam – severek.
– kaşlarını çatıp baktı kadın, deli misin?! ezdirmem sana sevgimi! dedi. ve daha çok sevdi.

21st century: kalıcılık out, sıkılmak in

Merhaba.
Tanışıyor muyuz?
Tanışıyoruz, hoff çok sıkıcı.
Yine mi siz.
Geç.

Yani sizden yeterli derecede menfaatlendim, merakımı doyurdum, yeni bir insana geçmeliyim, başka bir insanı tüketmeliyim. Yeni bir insana yeni bir insan olarak görünmeliyim, kısa bir süre sonra tekrar hayatından çıkmak için. Bir çeşit „dokun kaç“, yanına oturmadan. Ne oturacağım ki hem, oturunca sohbet etmem gerekecek, o kadar tahammülüm yok. Çünkü: içinde yaşadığım çağın gerekliliği bu. Kalıcılık out, sıkılmak in.

Çağın buyruklarına uygun davranıp talep ediyorum ben de, sürekli yenilenmeli her şey ve herkes. Etrafımdakiler ve uzağımdakiler. Daha doğrusu yerleri doldurulur olmalı. Eşya gibi olmalı insanlar. Nefsimi tatmin ettiğin sürece orada dur ve bana malzeme sun fakat senden sıkıldığım an hayatımdan kaybol. That’s it, beğenmeyen çağını değiştirsin, kendini tüketime sunmaya yanaşmayan yalnızlığında boğulsun, beklesin öylece kös kös kalıcılığı seven birilerini. Kaldıysa onlardan da bir güruh. Tüketilmemişlerdir onlar but I am sure yalnızlaştıkları için hareketsizleşmişlerdir ve taş olmuşlardır. Oh olsun. Ne diye kalıcılık sevdasına yakalandıysalar artık. Sevda da out, „ilişki durumu“ in, bunu da yaz bir yere, peşinden unutmak için.

Şimdi seçimini yap: Ya tüket ve tüketil, karşılığında sürekli yenilik al ve ver,
ya da tamam, kalıcı ol ve kalıcıları bul, bedelini ise taşlanan bir hayat ile öde.

Bedel ödemek de out, söylemiş miydim? No?
Ok, şimdi söyledim, yeni bir şey olarak.
Bir süreliğine yeni tabii ki de.
Bunu da çöpe atacaksın;

başka çaren yok.

Su bile yolunu değiştirir.
Eski çeşmeler de artık süs için.

Brunnen-vor-der-Hagia-Sofia-1870-Basile-Kargopoulo-570x300

ölüm konseptim

Kimin konseptine uygun öleceğime bir türlü karar veremiyorum.

Can sıkıntısından patlayan bir yaşı yetmişi geçkin Batı burjuvazisi evi yedi kedili yakası broşlu bir nene olarak mı ölsem

yoksa beş paralık dünyadan altı para değerinde şöhret koparmaya çalışan Zobel ödüllü bir çokseller azsöyler edebiyatçı olarak mı?

Cesedim hangi ülkenin hangi betona sıkışmış kuru toprağına gömülsün mesela? Mesela hangi ben-hayattayken-yanımda-olmayan-insan ölümümde ucuz ve hormonlu çiçekler bıraksın mezarımın baş ucuna? Hangi fakirin evinde olmayan hangi pahalı taşa silik tarihlerim kazılsın? Hangi devletin istatistiğinde bir iki kayda değer olmayan rakam değiştireyim? Kimin kalbinde yaşamaya devam etmeyi isteyeyim de bunu asla başaramayayım? Kimin vefa sözüne ümit bağlayayım da, Fatiha okumakta cimrilik ettiği için rüyalarına lanetler yağdırayım?

Bütün bunlar müthiş heyecan verici

değil. Çünkü ben heyecanını ölmeden evvel satan insanlardanım.

Hayret mi? Yoo, o başka. Hayretimi kefen yerine mezara götürürüm de kimselere bırakmam. Sonra arkamdan şöyle dersiniz: „Rahmetli biraz heyecansızdı ama olsun, hayretler içinde yatsın.“

munch12

diyalog – 39

– her şey o kadar geçici ki… şu an tamam, sevgimiz var, buradayız, mutluyuz ama bu da geçecek işte, dedi kadın.
– her şey mi? dedi adam.
– her şey, dedi kadın.
– o zaman bu söylediklerin de geçecek, çok takma istersen, dedi adam.
– peki, dedi kadın. karıştı kafası.

beraat bize kaderden hayır at

Biraz güzel kader hepimizi paklar ya.

Beraat olsun…

En güzel şeylerini tanıdım bu dünyanın,
Gençlik saatleri çoktan akıp geçmiştir.
Nisan, Mayıs, Haziran ıraklara uçmuştur,
Tükendim yeter gayri zevki yok yaşamanın.

Hayatın çizgileri ne kadar değişiktir,
Tıpkı yollar gibidir, dağların hudutlanan
Bizim varlığımızı Tanrı’dır tamamlayan,
Sonsuz lütûflariyle, huzuru, ahengiyle.

– Friedrich Hölderlin

Dinleyelim:

1) Ey Mihr-i Lâ Yezalin Mehtâb-ı Müstenîri

2) Ne Derviş Ne De Pirim