pecunia et gloria

Bir insanı tanımanın en kestirme yolu:

O insanın
para (dünya malı) ve şan/şöhret („desinler“ ile biten düşünceler) ile olan ilişkisini çözmek
ve bu ilişki çerçevesinde başka insanlara karşı edindiği tutumunu
görmek.

Advertisements

şu müslümanların görünmez-düşman-sendromu

Küçükken, içinde „emparyalizm“ kelimesi geçen metinlerin yazarlarına karşı garip bir hayranlık beslerdim (bu kavramın en popüler versiyonu „emperyalist güçler“ şeklindeydi). Sanırım bu entel kelime benim için bir çıtayı ifade ediyordu: „Emparyalizm“ kelimesini kullanabiliyor olmak daima, siyasetin kompleks yapısından ve herkesin aklının almadığı derin işlerden anlıyor olmakla eşanlamlıydı. Emperyalizmden bahsedenler, benim henüz göremediğim ve kavrayamadığım birşeyi görmüş, kavramış ve dile getirebilmişti. Algım bu yöndeydi. Fakat insan büyüyünce ilüzyonlar da bertaraf oluyor. İster istemez. Öyle ki, bu kavramla olan ilişkim artık fena sıkıntılı. Zira onca yıl herkes, her görüş, her siyasi pozisyon „emperyalizm“den bahsediyormuş, antiemperyalist olduğunu iddia ediyormuş da, benim haberim yokmuş. Meğer bu kavramın içi çoktaaaan bir güzel boşaltılmış. Herşey „sanat“ olunca, sanatın ne olduğunu bilmemek gibi birşey bu da. „Demokrasi“ ve „insan hakları“ nın akibeti de bu yönde gibime geliyor. Şu an ise hepimiz hiç istisnasız teröre karşıyız, değil mi? Peki Terörist kim? Herkes teröre karşıysa, terör kimde, nerede, terörün varlığı kiminle mevcut? Amaaaan, bi gidin yaaaa.

Dünyayı kurtarmaktan vazgeçeli çok oldu, sen bilmiyor musun.

(Antiemperyalist insanlık adına hayıflanış: Görünmeyen düşmanla uğraşmak için sarf ettiğimiz enerjiyi, görülen dostu harbiden görmek için harcasaydık ya..)

antr parantez

(
ağlamaklı hallerin ortasına düşmek gibi.
sessizliğin ırmağında boğulmak gibi.
uçsuz bucaksız mekanların genişliğinde daralmak gibi.

insanın
kendi egosu ve nefsi ve ruhu ve kalbi ve bedeni ve
başka insanların egosu ve nefsi ve ruhu ve kalbi ve bedeni
arasında kalması gibi.

çağrılmak gibi.
çağıran sesin hangi yönden geldiğini bilemeden.
bir çeşit karmaşanın içinde yorulmak gibi.
)

biraz dünya yorgunuyum bugün.
biraz doluyum bugün.
boş vermeyi öğrensem..

kazım koyuncu söylesin, lelele desin.

koşmak

onca insanın sensiz fıstık gibi yaşayabildiğini anladığın an, senin de onlarsız fıstık gibi yaşabileceğin zannına kapılabilirsin. bu zann tehlikelidir. senin ve onların arasındaki mevcut uçurumu büyütür ve gün gelir bir tarafın bu uçurumdan atlaması icab edebilir. bir düşün: onlar senin varlığından ötegelen güzelliğe kalben açık değil diye, senin kalbin de mi onlardan gelebilecek olan güzelliğe kapalı kalsın?

sevginin bir çeşit nazı ve gururu içerdiğini düşünürdüm. ama sanırım mesele hiçte bu şekilde değil. bizim Allaha yürüyerek yaklaşmamıza karşılık, Allah bize koşarak geliyorsa (ayetle sabittir), sence de bu işin içinde bir iş yok mudur?

sana sırtı dönük olanın sırtına dokunma. „gör beni“ diye diretme. seni görmeyene kendini zorla gördürtme. onu o sensiz haliyle başbaşa bırak. kendi haline bırak. döneceği varsa, göreceği de vardır. (<- zweideutig)

fakat sana dönen, sana bakan, seni çağıran, sana doğru gelen, sana selam veren, yani bir şekilde seninle olan insana ise koşarak yaklaşmaktan çekinme.

varlığını (şimdiye dek) farketmeyen ve bu sebepten dolayı da senin yokluğunu hissedemeyen, seni özlemek nedir bunu tecrübe etmediği için seni sevemeyen insanlar – işte onlar sensiz fıstık gibi yaşayabilenlerdir. senden dışa vurulan güzellikten bihaberdirler. sırtlarının sana dönük oluşu, sırtlarını sana döndükleri anlamına gelmez. senin var olduğunu idrak etmekten uzak bir kişi, sırtını nasıl sana dönmüş olsun ki? onun için sen yoksun ki! dahası: yokluğun bile yok.

işte bu yüzden:
sen kalbini açık tut.

baş ağrıları

yalanım yok: heidegger okumak başımı ağrıtıyor.
fiziken. mecazen değil.
-> bu durumda adamın kitabı yazarkenki migrenli halini hayal bile edemiyorum.
-> filozof kimdir? sorusuna belki de şu cevabı vermek münasiptir: uzun/derin/çok düşünmenin oluşturduğu baş-ağrılarına katlanan yahut zamanla bu ağrılara karşı bağışıklık geliştiren insanevladıdır.

Lieber Gott,
würdest Du bitte meine Kopfschmerzen weglieben?

fanus emre der ki

yutkunmadan susmayı öğrensem iyi olacak.
aksi takdirde gerçekten sustuğuma inanmayabilirsin.
ve her inanç biraz umuttur.

tırnaklarımın uzayışına şahitlik etmeyi seviyorum.
dünyanın bir şekilde döndüğünü anlatıyorlar.
cansahibi olduğumu unutturan şeylere rağmen
nasıl da candan uzuyorlar.

cansahibi, kalpsahibi, nerde bunun ilk sahibi?