ibrâhim içimdeki putları devir

bir: aramak ve bulmak

az önce izlediğim bir filmde (hadi adını da söylim: „le collier perdu de la colombe“) geçen bir şarkıyı aradım nette. bulamadım. insanın aradığını bulamaması ne kötü.. daha da kötüsü, aradığı şeyi bulduğunu zannedipte bir süre sonra yanıldığını farketmesi. evet hiç şüphesiz ki bu daha kötü bir şey. ondan da kötüsü var ama: insanın, arayış içinde olması ama aradığı şeyin ne olduğunu bilmemesi. ama sanki en kötüsü şu: insanın, aradığı şeyi bulmuş olması ama bunun bilincinde olmaması, bunun değerini bilmemesi. evet, bu çok yazık.

film müzikleri ararken bile felsefe yapıyorsun sina. bırak bu işleri sina. sen mi öğreteceksin insanlara aramayı ve bulmayı hı?

iki: köprüden düşmemek

kimin sözüydü? „dünya bir köprüdür, üzerinden geç tamirine bakma“. ya da bunun gibi birşeydi. bunu yapmamalıydım işte. köprüyü tamir etmeye kalkışmamalıydım. benden sonrakiler rahat etsin diye düşünmemeliydim. imkansız birşeyi istememeliydim. mesele, köprünün tamiri değilmiş arkadaşlar, köprüden sağ salim geçebilmekmiş. çünkü köprü sağlam değil. çünkü köprü, geçenleri oradan atmak, onları düşürmek isteyen kötü kişiler ve kötü şeyler ile doluymuş. hayır, düşmeyeceğim! ve köprünün tamirini Allah’a bırakıyorum. hem ben tamir etmeye kalkışınca herşey daha kötü oluyor: köprüyü tıkıyorum.

üç: kabeyi allaha emanet etmek

bu biraz da şeye benziyor: peygamber efendimizin dedesi kabeden sorumlu imiş, ebrehe kabeyi yıkmak istemiş. kabeyi korumak için mekkede kalmak yerine dağlara çekilmiş hazreti abdulmuttalib. soranlara: kabenin sahibi var muhakkak ki o onu koruyacaktır.
ve sonrası malumunuz.. ebabil kuşları vs.

sahi.. kalp kırmak kabeyi yıkmaktan kötüdür derler, doğru mu?
hadi, biz de kalbimizi ona emanet edip dağlara çekilelim sina. muhakkak ki allah emanetine sahip çıkar..

İbrahim

ibrâhim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim

güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhim
güneşi evime sokan kim

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı

ibrâhim
gönlümü put sanıp kıran kim

Asaf Halet Çelebi

adalet

Bazen hayretlere düşüyorum: Allah ne kadar da merhametli! İnsanoğlu, her bir haltı yemesine rağmen, onca kötülük yapmasına rağmen, Allah büyüklük gösterip onu affedebiliyor. Dilerse.

Ama Allah adaletli de. İlk zamanlar bunu hep „cezalandırıcı bir tanrı“ algısıyla özdeşleştiriyordum. Bu bana Hristiyanlıktaki tanrı algısını hatırlatıyordu. Şimdi öyle düşünmüyorum. Mesela „Allah sana adalet etsin“ ne güzel bir duaymış..

yok

atom bombasının ham maddesi nefret olmalı. ya da öfke. ikisi aynı şey aslında. şu an bırakın iki şehri, bütün bir ülkeyi havaya uçuracak kadar nefret ve öfke doluyum.

karşıma kimse çıkmamalı. evet kimse karşıma çıkmasın. nietzscheyi şimdi anlıyorum. atına zulmeden bir adamı ve o atın acılarını görmek bardağı taşıran son damla olmuş. kimse karşıma çıkmasın. delilikle hiç bu kadar burun buruna gelmemiştim..

Kıyısız

Kapatır gökyüzü penceresini
Hayal satan adam yine siftahsız
İndirir dükkanının kepenklerini.

Ve
Gece
Üstünde
Öylece
Uyuyakalır,
Çıkarmadan yıldızlarını.

Senin de kıyılarını
Elinden aldılar mı?

İbrahim Tenekeci

duamız olmasaydı..

çok düşündüm: insan denen varlığı eşref-i mahlukat kılan şey nedir ve aynı insanı esfele safilin’e alçaltan özellik hangisidir?

galiba insanı diğer varlıklardan, örneğin hayvanlardan ayıran şey bile bile hata yapabilen bir mahluk oluşu. bu yüzden insanlar günah işler, hayvanlar için böyle birşey söz konusu değildir. ve bile bile yanlış yapmak, işte bu, insanı alçakların en alçağı yapar. şeytan da bile bile secde etmemiştir..

ve galiba insanı, yaratıkların en şereflisi kılan şey ise tevbesi ve duası. hayvanlar da rabblerini zikrederlermiş. ama tevbe etmeleri için bir sebep göremiyorum (günahları yok ki!). peki ya dua ederler mi? şüpheliyim..

turist olmaktan seyyahların rabbine sığınırım

burs versinler diye bir yığın ödevi bir ay gibi kısa bir sürede yazmak, eksik evrakları tamamlamak için ordan buraya koşturmak, işin lojistik ve organizasyon kısmını ayarlamak için mailler, telefonlar, internette araştırmalar.. bu tür bürokratik ve formalite icabı işler yerine başka şeyler yapmak istiyorum. başka şeyler, yani gerçekten lazım olan şeyler.

gitmek istediğim yere bir seyyah gibi değil de, turist gibi gideceğim diye ödüm kopuyor. keşke burs için başka şeyler isteseler. mesela gideceğiniz şehirde on ayrı noktadan gün batımını izleyiniz, o şehrin en meşhur şairinin şiirlerini okuyup öylece gidiniz, o şehirde yetişen bitki türleri hakkında bilgi toplayınız, o şehirde doğup büyümüş en az on insanla oturup hayat hikayelerini dinleyiniz, orada öğreneceğiniz dilde en az elli tane deyim öğreniniz..

keşke böyle şeyler isteseler.